“Dünya pratiği göstermiştir ki, “üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını devletleştirme şeklinde algılama” ekonomik bir iflasa neden olmuştur. Ama öte yandan, Sovyet Sistemi’nin çöküşünden sonra, tek ve alternatifsiz ekonomi politikası olarak takdim edilen katıksız serbest piyasa ekonomisine dayandırılmış yenidünya düzeninde yoksulluk artmış, sınıflar ve katmanlar arasındaki gelir dağılımı eşitsizlikleri kabul edilemez boyutlara ulaşmış, çevre kirlenmiş, doğal kaynaklar tüketilmiş ve dünya büyük bir finans krizine girmiştir. 1929 Büyük Bunalımı’nın ancak II. Dünya Paylaşım Savaşı ile ortadan kalktığı tarihsel bir gerçektir. Özünde sömürü olan ekonomi politikalarının yarattığı tahribatı ancak savaş ekonomisi ortadan kaldırabilmiştir.” Böyle bir yorum ile sunuluyor CTP-BG’nin politik tezlerindeki ekonomi politikaları. Bilindiği üzere, CTP-BG 20 Şubat Pazar günü genişletilmiş parti meclisinin tartışacağı ve tüm kurultay delegelerinin de katılımı ile gerçekleştireceği politik tezler kurultayında ekonomiden Kıbrıs sorununa, Türkiye ile ilişkilerden istihdam sorununa, vatandaşlık politikalarından yaşamın her alanındaki sorunlara değin yeni tezlerini şekillendirecek ve toplumla da paylaşımına devam edecektir. Tezlerin ardından stratejik planlamalar ve programlarla daha da somutlaşacak olan tezlerin Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesine katkı yapacağı beklenmekte ve bu nedenle de önemsenmektedir. Zaten politik tezlerin teması da bu nedenle “vardık, varız var olacağız” sözcükleri ile anlamlandırılmıştır. CTP-BG’nin politik tezlerinde ekonomi politikaları ile daha başka neler hedeflenmektedir birlikte bir göz atalım: “CTP-BG, önümüzdeki dönemde, sosyalizme geçişin sağlanamadığı koşullarda piyasa ekonomisinden tamamen vazgeçmenin mümkün olmadığının bilinciyle, bu modelin, sosyal devlet uygulamaları, devletin düzenleyicilik ve denetleyicilik misyonuna saygı temelinde ekonomiye kamu yararı amaçlı müdahalesi, sosyo-ekonomik hak ve özgürlükler, özerklik, özyönetim, kooperatifçilik ve ekonomik demokrasi gibi uygulamalar aracılığıyla insanileştirilmiş, olabildiğince sosyalleştirilmiş, zenginlik dağılımı adil ve piyasayı fetiş haline getirmeyen bir biçimini savunmaya devam edecektir. CTP-BG, ekonomik demokrasi yaklaşımıyla ülkenin geleceğe taşınmasına tüm ekonomik aktörlerin katılımını sağlayarak “Uzun Vadeli Stratejik Planların” toplumsal mutabakatla hayata geçirilmesine önem verecektir.” İşte tam da bu noktada, özellikle 28 Ocak Mitingi’ndeki halk iradesi ile de vücut bulan ve 2 Mart’ta yapılacak olan “Toplumsal Varoluş Mitingi”nde” bir kez daha yinelenecek olan kendi kendimizi yönetme iradesi ve demografik yapının kontrol altına alınıp Türkiye ile ilişkilerin 2 dost ülke temelinde şekillenmesi, UBP’nin halktan kopuk ve halka rağmen dayattığı ekonomik önlemlerin geri çekilmesi ve nihayetinde Kıbrıslı Türklerin var oluş ve gelişme mücadelesinin yükseltilmesi kısa-orta ve uzun dönemli plan ve programların yaşam bulmasının önünü açacaktır düşüncesindeyim. Bu gerekçelerle tam da böylesi bir süreçte, CTP-BG’nin politik tezlerinin anlam ve önemi daha da belirginleşmektedir. CTP-BG’nin ekonomi politikaları özce şöyle devam ediyor: “Ülkenin küçük ada olmasından kaynaklanan sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı, coğrafi konumu ve üretim kaynakları olanakları göz önünde bulundurularak “Sektörel Stratejik Planlama” uygulamasına geçilecektir. Çalışma hayatının düzenlenmesinde ILO sözleşmelerinin tam ve eksiksiz uygulanabilmesi için gerekli önlemler alınacak, özel ve kamuda sendikal örgütlenmenin önündeki yasal ve pratik tüm engeller kaldırılıp çalışanlar arasındaki sosyo-ekonomik hak ve özgürlük eşitsizliğinin giderilmesine çalışılacaktır.” CTP-BG’nin ekonomi politikalarını ve sektörlerle ilgili açılımlarını önümüzdeki günlerde de yazmaya devam edeceğiz. Yazacağız ki paylaşım arttıkça ve ortaklaştırıldıkça vizyonumuz ve projelerimiz başarı şansımız maksimum düzeye ulaştırılabilsin ve destek bulsun. Çünkü CTP-BG olarak halktan kopuk ve halka rağmen, hatta halktan gizleyerek ve sağ gösterip sol vurarak bir yere varılamaz. Bunu UBP’nin uyguladığı ve halkımızı per perişan eden politikalarından görebiliriz.