Kıbrıs Türk halkı gelişmelerden ve edilgen yaşamaktan sıkıntılı olduğunu yüksek sesle vurguluyor son haftalarda.
Kıbrıs Türk halkı özellikle kendi hükümetinin uygulamalarından oldukça rahatsız.
Kendisini aldatılmış gibi hissediyor…Hoş, “gibi” sözcüğü fazla burada, düpedüz aldatılmış görüyor halkımız kendisini UBP hükümeti tarafından…
19 Nisan 2009 seçimlerine Sayın Eroğlu’nun başkanlığında giderken UBP, halka bir çok taahhütlerde bulunup olmayacak vaatler vermiştir…
5 Kasım 2009 tarihinde TC hükümeti ile 2010-2011-2012 yılları ile ilgili olarak bir ekonomik protokole imza atan Sayın Eroğlu maalesef bu protokolü halktan gizlemiştir. Üstelik bu protokol için 2 ülkenin hükümetleri 4 ay gibi uzun bir süre çalışmış olmalarına karşın, UBP hükümeti bu protokolle ilgili olarak Kıbrıs’ın kuzeyindeki hiçbir ilgili tarafla bu protokolü paylaşma gereğini dahi duymamıştır.
Hatta bu protokolün bir gereği olarak KTHY’nin içerisinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için 10 Milyon TL para aktarılmış ve uzman-danışman-yönetici olarak da Sayın Bilal Ekşi görev almıştır. Fakat şanssızlığımız o ki tam da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyordu ve KTHY için ayrılan para da önerilen önlemler de Sayın Eroğlu’nun seçim kaygıları nedeniyle harcanmış ve günün sonunda Sayın Ekşi görevi bırakarak geri dönmüş ve ardından da seçimlerin bittiği gün KTHY tavsiye edilmiştir…
Uzatmayayım, Sayın Eroğlu Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Sayın Küçük hükümeti kurmuş ve kucağında eski Başbakan Eroğlu’nun imzaladığı ancak pek de uygulamadığı protokolü bulmuştur. Alelacele geçirilen yasalar, halka yüklenen ek vergiler, mali önlemler adı altında halka yüklenen ağır yükümlülükler, eşel mobil uygulamasının by-pass edilmesi, kamuda çalışanlarla ilgili hazırlanan ve yasalaştırılan eşitsizlik yaratan yeni maaş skalası, emeklilere yüklenen ek vergiler ve daha bi çok uygulama halkı bezdirmiş ve aldatıldığının resmini oluşturmuştur. İktidarını sayısal anlamda kaybeden UBP bu kez de milletvekili transferlerine yönlenmiş ve halkın iradesini kökten sarsmıştır…
İşte tüm bu olguların yaşandığı bir ortamda 28 Ocak 2011 tarihinde on binlerce Kıbrıslı Türk meydanlara akmış ve özelde UBP hükümetinin uygulamalarını ve ekonomik paketi eleştirmiş, genelde de kendi kendini yönetme isteğini yükselterek ülkedeki demografik ve demokratik yapının bozulmasının önüne geçilmesini ve halk olarak “özne” olma düşüncesini haykırmıştır…
Bu eylemlere ve istemlere karşın hükümetten hiçbir ses çıkmamış ancak bu kez de birkaç pankart öne çıkartılarak TC hükümet yetkilileri tarafından Kıbrıs Türk halkına yönelik onur kırıcı sözler dile getirilmiştir…
“Et ve tırnak gibiyiz” diyenler maalesef et olmayı tercih edip tırnağı kesmeye ve törpülemeye soyunmuşlardır son gelişmelerle birlikte ve ilişkileri normalize etmek yerine giderek germeyi sürdürmüşlerdir. Ancak Kıbrıslı Türkler olarak yaşatıldığımız en vahim gelişme ise halkın iradesi ile seçilip “hükümet etme” görevini sürdüren UBP yönetimi yaşanan bu gelişmeler karşısında “sus-pus” olmuşlardır!
Bu ne yaman yönetimdir ki UBP hükümeti bakanlar kurulu kararı ile susmayı tercih etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu da kendisinin imzaladığı protokolün bu yapılanlar olmadığını duyurarak topu Sayın Küçük’e atmıştır bu arada…
Kıbrıs Türk halkı maruz bırakıldığı bu durumu kesinlikle ne onaylamakta ne de kabul edilebilir bulmaktadır. Bu arada 2 gün önce TC yetkilileri ile görüşmeye giden Sayın Küçük ve beraberindeki 4 bakandan halkımız onur kırıcı sözleri kabul etmemeleri ve halkımızın kendi kendini yönetme istemini iletmeleri beklenirken yine bunun tam tersini yaparak TC hükümet yetkililerinden “özür dilemeleri” Kıbrıs’ın kuzeyindeki her kesimi rencide etmiş ve “bu hükümet hangi halkın hükümetidir ve neye hizmet etmektedir?” sorularının sorulmasına yol açmıştır.
Daha geçtiğimiz hafta susma kararı alırken “artık halkımızı üzen kararları alıp uygulamayacağız” diyen UBP hükümeti Ankara’ya gidince “Paketin uygulanması devam edecektir” açıklamasını yapmış ve Kıbrıs Türk halkının iradesinin tersine hareket etmiştir.
İşte durum bu vahamette ve önümüzdeki günlerde daha da gelişmelere gebe olmaktadır.
Zaten büyükelçi değişimi ile kendi duruşunu net olarak ortaya koyan TC hükümeti son günlerde yaptığı açıklamalarla da “eğer kendi paketinizi kendiniz yapacaksanız biz karşı çıkmayız amma kredi de vermeyiz” gibi anlamlara çıkan açıklamalarla ortamı daha da germiş ve paketin bu şekliyle uygulanmasını dayatır olmuştur UBP hükümetine.
Durum gerçekten de iyi bir rotada seyretmiyor ve görüyoruz ki UBP hükümeti ne hükümet etmeyi, ne TC ile ilişkileri ne de ortaya çıkan krizi yönetemiyor…Halkımızdan ise tamamen kopmuş bir yerde duruyor UBP hükümeti…