Çağdaş demokratik ülkelerde sivil toplum ve sivil toplum örgütlerinin önemi oldukça büyüktür. Toplumun demokratikleşmesinde ve sosyal devletin oluşturulmasında sivil toplum hareketlerinin etkileri yadsınamaz. Kıbrıs Türk halkının toplumsal, ekonomik, demokratik ve siyasi mücadelesinde en büyük etkiyi yaratan siyasal partilerin en ön sıralarında bulunan CTP-BG’nin sivil topluma bakışını sizlerle paylaşmak ve bu sayede CTP-BG’nin yeni oluşturduğu ve bugün kurultayında tartışıp oylayacağı politik tezleri içerisinde sivil toplumun nasıl bir açıdan değerlendirildiğini görmenizi sağlamak istedim. “Kıbrıs Türk toplumunun en büyük sivil toplum hareketi olma iddiasını taşıyan CTP-BG, güçlü sivil toplum ile demokratikleşme ilkesi arasında doğrudan bir bağ kurmaktadır. Bu bilinçle gerek toplumumuzdaki sivil toplumculuk anlayışının gelişip yaygınlaşması gerekse Partinin değişik alanlarda faaliyet yürüten sivil toplum örgütleriyle sağlıklı ilişkiler kurup ülkeyi birlikte yönetme yani yönetişim olgusuna katkı yapması önemsenmektedir.” İşte bu bakış açısı ve duyarlılıkla “CTP-BG, sivil toplumu, “devletin denetiminde olmayan bütün alanlar” olarak nitelendirir… (…)Bir siyasal parti olarak CTP-BG, yurttaş katılımını ön planda tutarken, her şeyi bir merkezden insanların beynine sokan bir sisteme alternatif olarak siyasal düşüncenin karşılıklı etkileşime ve geribildirime dayalı gelişimini önemsemektedir. Toplumsal gelişimi yavaşlatan ideolojik müdahale araçlarının etkisini ters-yüz etmeye dönük bir “insanlarla zihinsel ve düşünsel bir bağ kurma” yaklaşımı” ile parti ilke ve siyasetinin yayılması üzerinde durulmaktadır... Bunun da ötesinde, CTP-BG “toplumumuzun, devlet otoritesinin dışında bir şeyler yapma alışkanlığını edinmesi; her şeyi devletten beklemeyen; illa ki devletle düşmanlığa dayalı bir ilişki biçimi içinde olmaksızın ama mümkün olduğunca devletten bağımsız bir yapıya kavuşmasını, demokratikleşme sürecimizin önemli bir boyutu” olarak algılamaktadır. Bir başka deyişle, pasif yurttaş yaklaşımıyla her şeyin devlet eliyle yapılması gerektiği algısının aşılabildiği, toplumsal sorumluluk ve duyarlılığa dayalı, aktif, katılımcı ve özne halini almış bir toplum öngörüsü ile sivil toplumculuğun teşvik edilmesi, CTP-BG’nin sivil topluma bakışının temelini oluşturmaktadır. CTP-BG, sivil toplum örgütlerinin güçlenerek yönetim süreçlerine daha etkin katılımının sağlanmasıyla toplumumuzdaki pek çok sorunun çözümünün kolaylaşacağını öngörmektedir. “Devletin görev ve fonksiyonlarının yeniden tanımlanmasını gerektiren bu anlayışa göre özellikle sosyal nitelikli kamusal hizmetlere sivil toplum örgütlerinin artan düzeylerdeki katkısını sağlamak adına devletin bu alanda faaliyet yürüten örgütlerin faaliyetlerini destekleyici müdahalelerine ihtiyaç duyulduğuna inanılmaktadır. Bu sayede özellikle toplumumuzu oluşturan her bir bireyin ortak çıkarlarına yönelik faaliyetlerin sivil toplum aracılığıyla da etkin bir şekilde yürütülebilmesi açısından sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi CTP-BG’ye göre büyük önem taşımaktadır…” (…)Ayrıca, başta kamu yararına faaliyet yürüten dernek ve vakıflar olmak üzere zümresel temsiliyeti olan kamu sendikaları ile ticari ve mesleki örgütleri de kapsayacak şekilde tüm sivil toplum örgütlerinin politika oluşturma süreçlerine aktif katılımının sağlanması gerektiğine inanılmaktadır. Bunun Kıbrıs Türk demokrasisine işlerlik kazandıracağına, halkımızın yönetim süreçlerine aktif katılımını mümkün kılacağına ve demokrasinin artan düzeylerde yaşamın her anında duyumsanarak halkımızla birlikte olgunlaşmasına olanak yaratacağına da inanılmaktadır. CTP-BG, bu ilişki biçimini çağdaş dünya ile örtüşen bir yaklaşımla yönetişim şeklinde nitelendirmekte ve Kıbrıs Türk toplumunun geleceğine bu yeni ilişki biçiminin yön vermesi gerektiği üzerinde durmaktadır. Bu çerçevede gerekli dönüşümlerin sağlanması, CTP-BG’nin toplumsal gelişim stratejisinin temel unsuru olarak ele alınmaktadır. Bu noktada sivil toplum algısının da gelişerek siyasi partilerin siyasal alanda, zümresel temsiliyeti olan sivil toplum örgütlerinin de bir taraftan sendikal alanda faaliyetlerini yoğunlaştırırken, diğer taraftan da toplumsal mücadeleyi, Kıbrıs’ta federal çözüme ve barışa katkıyı, emeğin gelişimini, örgütlenmeyi ve sosyalist ilkelerin kazanılmasını gerçekleştirmeye çalışıp en temelde hak ve emek mücadelesi vermesi beklenen ve bu amaçlar doğrultusunda kamu yararına faaliyet yürüten sivil toplum örgütlerinin gelişimine katkı yapmaları CTP-BG’ye göre önemlidir. Bu yapıcı katkı sayesinde güçlü sivil toplum hedefine ulaşılabileceğine ve söz konusu sivil toplum bilincinin gelişmesi ve bu alanda faaliyet yürüten örgütlerin kapasitelerinin artmasıyla birlikte yönetişim bilincinin süreç içinde olgunlaşabileceğine inanılmaktadır. CTP-BG’ye göre yönetişim, toplumun gereksinimleriyle aktörlerin kapasiteleri arasında uyum sağlanabildiği ölçüde gerçekleşecektir. Bu yüzden paralel bir süreçle sivil toplumun güçlenmesi ve siyasi partilerin sivil topluma bakışının gelişmesi CTP-BG’ye göre birincil koşuldur. CTP-BG, bir yandan da tüm alanlarda faaliyet yürüten sivil toplum örgütlerinin Kıbrıs’ta toplumlararası yakınlaşmaya ve federal kültürün gelişmesine etkin bir şekilde katkı yapabileceği üzerinde durmaktadır. Siyasal alanda yürütülen çözüm çabalarının, sivil toplum düzeyinde barışma sürecine yapılacak katkılarla desteklenmesi, Kıbrıs’ın bir barış adasına dönüştürülmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra, “çözüm ve AB vizyonu” doğrultusunda Avrupa Birliği ile artan düzeylerde kurulacak ilişkilerde, sivil toplum örgütlerinin katkısı büyük olacaktır. Toplumsal alanda gerek çözüm sürecinde gerekse AB ile uyum sürecinde gelişebilecek olası önyargıların aşılabilmesi de yine sivil toplum örgütlerinin çabaları ile mümkün olabilecektir…” Özellikle son dönemlerde sivil toplum inisiyatifinin önem kazanması, siyasal partilerle birlikte sivil toplum örgütlerinin ortak ilke ve hedefler doğrultusunda hareket etmesinin yarattığı istendik ve istenmedik gelişmeler bu konunun önemini kat kat artırmaktadır. Ancak her şeye karşın sivil toplum örgütlerinin varlığını korumakla kalmayıp geliştirmeli ve sivil toplum ile parti ilişkilerini çağdaş ve toplumsal çıkarlar doğrultusunda geliştirmeliyiz. Bu konuya ve CTP-BG ile sivil toplum ilişkilerinin nasıl olması gerektiği ile ilgili düşünceleri paylaşmaya haftaya devam edeceğiz…