Özgürlüğün bedeli

Özgürlüğün bedeli var mıdır sizce? Satar mısınız kendi özgürlüğünüzü?

Özgürlüğün bedeli var mıdır sizce? Satar mısınız kendi özgürlüğünüzü?
Ya da toplumsal özgürlüğün var mıdır bir fiyatı?
Örneğin güvenliğiniz karşılığında özgürlüğünüzden vazgeçer misiniz?
Ya da ekonomik refaha değişir misiniz özgürlüğünüzü?
Neyin karşılığında vazgeçebilirsiniz özgürlüğünüzden?

ABD Başkanlarından Abraham Lincoln der ki : “GÜVENLİKLERİ İÇİN ÖZGÜRLÜKLERİNDEN VAZGEÇENLER BİR GÜN İKİSİNİ DE KAYBEDERLER”.
Kıbrıslı Türkler özellikle 1878’den bu yana geçen 133 yılda özgürlükleri için mücadele ettiler hep. İster İngiliz koloni döneminde ya da ister 1974 öncesi gettolarda yaşamak durumunda kaldığı dönemlerde olsun güvenlikleri için özgürlüklerinden vazgeçmemiş bir toplumdur Kıbrıslı Türkler. 1974 yılından sonra 13 Şubat 1975’teki Kıbrıs Türk Federe Devleti ve 15 Kasım 1983’teki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetmek doğrultusunda attıkları adımlar olmasına karşın maalesef bugün geldiğimiz noktada hala daha kendi kendimizi yönetmek ve yaşadığımız topraklarda ÖZNE olmak için mücadele veriyorsak, 1974 sonrası Türkiye’nin öneri ve desteği ile kurulan devlet yapımızda bir yerlerde yanlışlıklar var demektir hala! 1974 yılında 15 yaşında bir çocuktum Limasol’da esir düştüğümüzde 20 Temmuz akşamı. Türkiye, Girne’ye çıkarma yapmış ancak bizlere mevzide çıkarma Limasol’a da olacak diye söylendiği halde Limasol’a çıkarma yapmamıştı. Halbuki Kıbrıs’ın güneyinde yaşayan Kıbrıslı Türkler kuzeyinde yaşayanlara oranla daha çoktu! Ama olsundu, kurtarılmıştık ya, önemli olan da bu değil miydi? Nitekim 1975 yılında yapılan nüfus mübadelesi ile Kıbrıslı Türkler kuzeye Kıbrıslı Rumlar da güneye taşındılar ve birbirlerinden ayrıştırıldılar. Kurtarılmıştık ama ve önemli olan da buydu! Artık kendimizin ÖZNE olduğu topraklarda yaşıyorduk! Kıbrıslı Rumların da ekonomik hegemonyalarından kurtulduğumuza göre Kıbrıs’ın kuzeyinde toplanan Kıbrıslı Türkler olarak artık kendi kendimizi yönetebilecektik… Türkiye’nin de öneri, destek ve yönlendirilmeleri ile birçok ekonomik model de denendi o günden bugüne dek Kıbrıs’ın kuzeyinde ancak kurduğumuz Devletin tanınması yasaklandığından ötürü uluslar arası toplum tarafından, maalesef bugün oldu bir türlü normalize bir devlet de olamadık… 28 Ocak Mitingi’nden sonra bir kez daha 2 Mart’ta Toplumsal Varoluş Mitingi’ne 2 gün kala bunları düşündüm nedense ve özellikle 28 Ocak’ta Sendikal Platform’un belirlemiş olduğu sloganlar haricinde bazı gruplar tarafından açılan bazı pankartların ardından Türkiye hükümet yetkililerinin Kıbrıs’a yönelik yaptıkları bazı açıklamalardan sonra oldukça üzüldük Kıbrıslı Türkler olarak. Onurumuz kırıldı. Hele UBP hükümetinin Kıbrıslı Türklerin hükümeti olduklarını unutmuş olması kırılan onurumuzu daha da bir zedeledi. İşte tüm bu gelişmeleri yaşarken okuduğum aşağıdaki fıkraya güleyim mi ağlayayım mı bilemedim:

“Doktorlar, tımarhanede yaptıkları bir araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Diğer delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış ve epeyce uğraştan sonra arkadaşını kurtarmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve 'seni en akıllı seçiyoruz' demişler. Doktorlardan biri: 'Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana hayatını kurtardığından dolayı teşekkür etsin' demiş. Deli: 'Gelemez ki!' demiş doktora. Doktor: 'Neden gelemezmiş?' diye sormuş deliye. Deli: 'Çünkü kuruması için onu astım!' demiş.”

Fıkrayı acı bir tebessümle bırakarak 2 Mart Mitingi’ne dönersek, özellikle belirtmek istediğim mitingin temel amacının saptırılmamasının önemidir. Yaşadığımız dünyayla uyumlu ve üreterek, yaşadığımız coğrafyanın öznesi ve barış elçisi, herkese eşit/saygılı ve ancak onurumuzu da ezdirmeden, başımız dik ve ezilip büzülmeden, ne besleme bir halk ne de himaye edilmeyi sindirebilecek bir halk olmadığımızı vurgulayıp kendi kendimizi yönetmek isteyen bir halk olduğumuzu ve bu amaçlarla demografik yapımızın değiştirilmesinden tutun da siyasi, ekonomik ve toplumsal irademize karışılmasını reddettiğimize kadar olan tüm konularda kendimizi ifade etmek istiyorsak…


2 MART’TA İNÖNÜ MEYDANINDAYIZ…

Nazım Hikmet Ran’ın aşağıdaki dizelerini haykıracağız yüreklerimizde…

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”
Unutturmayacağız: BU MEMLEKET BİZİM!

Hatırlatacağız: Özgürlüğümüzün Bedeli Yoktur, Kimse Satın Alamaz!
Bu haber 192 defa okunmuştur

:

:

:

: