CTP-BG olarak 7 Ocak tarihinde Lefkoşa’da düzenlemiş olduğumuz ARTIK YETER eylem ve yürüyüşünün ardından tüm ilçelerde de geniş katılımlarla UBP hükümetinin yalan, baskıcı ve dayatmacı uygulamalarının yanı sıra demokratik ve demografik yapımızın bozulmasına karşı hiçbir öngörüsü bulunmayan ve önlem almayan UBP hükümetinin tutumlarına yönelik ARTIK YETER diyerek halkımızın beklentilerini dile getirmiştik. CTP-BG olarak sorumlu bir muhalefet anlayışı ile hareket ettiğimizden ötürü de daha 2009 yılı sonunda düzenlemiş olduğumuz basın toplantısında UBP hükümetine çağrı yapmış ve BÜYÜK EKONOMİK VE TOPLUMSAL KALKINMA PLANI yapılmasını önererek kendi üzerimize düşeni yapacağımızı, katılımcılık ve paylaşımcılık ilkelerine uyulması durumunda UBP hükümetine bu bağlamda alacağı önlemler konusunda hükümete girmeden destek vereceğimizi duyurmuş ve kamuoyu ile de paylaşmıştık.
Olmadı maalesef!
UBP hükümeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden başka bir şey düşünmediğinden ve Sayın Eroğlu’nu saraya taşıma dışında hiçbir konuya odaklanmadıklarından dolayı kulaklarını alternatif önerilere tıkadılar ve popülist politikalarla 2010 Cumhurbaşkanlığı ve Yerel Seçimler sonuna kadar da bu tutumlarını sürdürdüler. O kadar gündemi gömdüler ki TC ile Sayın Eroğlu’nun Başbakan olarak imzaladıkları ekonomik protokol bile gizlendi ve hayata geçirilmedi seçimlere kadar. Benden sonra tufan diyen bir anlayışın kurbanı olan insanlarımız ise maalesef neye uğradıklarını şaşırdılar çünkü Sayın Eroğlu ve UBP hükümeti söylediklerinin tam tersini yaparak günden güne ekonomik yaşamı felç noktasına taşıdılar.
Bir diğer taraftan da gerek demografik yapımızı sürekli olarak alt üst eden nüfus politikası, ülkeye giriş-çıkışların denetimsizliği, vatandaşlık politikalarının endişe edici boyutları aşmış olması, çalışma yaşamında her türlü kayıt dışılık, bütçenin tüm plansız ve denetimsizliğin yarattığı sonuçlardan ötürü denkleştirilememesi, işadamlarımızın rekabet gücünün kalmaması ve “hormonlanmış” yabancı sermaye karşısında giderek yok olması, gençlerimizin “sıfır istihdam” politikalarından ötürü işsizlikle boğuşması ve göçlerin büyük oranda yaşanması ve gündeme alınması, özelleştirme adı altında kurumlarımızın peşkeş çekilmeye çalışılması ve hatta stratejik-toplumsal öneme sahip değerlerimiz olan öz kurumlarımızın da önce darboğazlara sürüklenerek ardından da özelleştirilmeye çalışılması, partizanlığın ve popülizmin tavan yapması Kıbrıs Türk halkını meydanlara taşıma noktasını oluşturdu. İşte tüm bu birikimlerin ardından ülkemizin her meslek grubunun eylem ve grevleri bir bir yükselmeye başladı ve nihayetinde Sendikal Platform tarafından düzenlenen 28 Ocak ve 2 Mart tarihli mitingler Kıbrıs Türk halkının büyük bir destek ve katılımı ile barış ve demokratik bir biçimde yapıldı ve tüm mesajlar gerekli merkezlere iletildi. “Duyan duysun bilen bilsin böyledir bizim sevdamız ve kavgamız” dedik ve en barışçıl ve katılımcı eylemlerimiz gerçekleştirildi.
“Şimdi ne olacak?” diye soruyor insanlar.
UBP hükümeti ne yapacak? Duyacak mı halkımızın sesini ve istemlerini yoksa şimdiye kadar yaptığı gibi kulağının üzerine yatıp gözlerini de kapatacak mı yine? Eğer böyle davranmaya ve tutumlarını somut bir biçimde değiştirmeye başlamazsa zaten koptuğu halkın desteğini daha da yitirecek ve meşruiyetini kaybedecektir. Bunu göze alır mı UBP hükümeti hep birlikte göreceğiz. Yoksa şu anda yaptıkları gibi göz boyama ve halkta biriken enerjiyi yok etme türünden adımlara devam edilirse sanırım bir süre sonra demokrasinin gerektirdiği biçimde yapacakları bellidir, çünkü halktan kopuk hiçbir hareketin başarıya ulaştığı görülmemiştir…