Sayın Sami Özuslu’nun CTP’nin kurucu başkanı Sayın Ahmet Mithat Berberoğlu ile ölümünden 2 yıl önce 2000 yılında yapmış olduğu söyleşiyi ve Sayın Berberoğlu’nun 1975-76 yıllarında Yenidüzende çıkan haftalık yazılarını derlediği kitabını bir solukta okudum geçtiğimiz günlerde.
Keşke dedim okuduktan sonra bu kitabı, yaşamını ve anılarını kaleme alıp kitaplaştırabilseydi Sayın Berberoğlu. Bir türlü olmadı, yazamadı ve bir ömre sığdırdığı mücadele yıllarının ve demokratikleşme konusundaki mücadelelerinin anılarını yaşayan değerli bir siyasi kişilikten öğrenme şansımızı kaybettik 2002 yılında. Sayın Berberoğlu’nun ölümünden tam 7 ay sonra da Annan Planı diye bilinen ve referanduma gittiğimiz çözüm planı taraflara sunulmuş oldu. Yine aynı günlere denk gelen Türkiye’deki genel seçimler sonrası AKP dönemi de başlamış oldu. Şimdi haziran ayında yeniden genel seçimlere gidiyor Türkiye ve görünen o ki AKP dönemi devam edecek…
Kıbrıs’ta birçok insan öylesine önemli ve derin yaşanmışlıklara sahip ki, dilerim yazarlar anılarını. Hatta yalnızca siyasiler değil, özellikle de 1974 öncesi mücadele yıllarında yaşananları yazmalı bilenler. 1974 sonrası oluşan yeni yapı da yazılmalı yaşananlarla. Bu toplum nasıl bugünlere getirildi, nasıl kopartıldı üretimden, nasıl büyütüldü kamu, nasıl yok edildi sektörler, seçimler nasıl kazanıldı hep yazılmalı…
Kıbrıs’ın kuzeyinin gerek demokratik gerekse demografik yapısı ile nasıl oynandı sanki bir toplum mühendisliği yapar gibi? Yüzyıllar boyunca çok kültürlü ortamlarda yaşayan ve hoşgörü sınırlarını zorlayan biçimde bir hoşgörüye sahip olan Kıbrıslı Türkler nasıl oldu da günümüze kutuplaştırılarak getirildi ve varolma mücadelesi verir durumlara sürüklendi yazılmalı hep…
Bugün ekonomik sıkıntılar içerisinde yaşamakta ve siyasi tanınmamışlığın da yarattığı sorunlarla izolasyonlar içerisinde yüzmekteyiz; doğrudur. Ancak Kıbrıslı Türkler olarak çok daha zor koşullardan geçerek bugünlere gelen bir halk olarak bu kötü gidişe son verebilecek potansiyele sahip olduğumuzu da unutmamalı ve mücadeleden vazgeçmemeliyiz. “Vardık, varız, var olacağız” sloganı ile yükselen inancımıza vücut verecek olan plan ve programlarımızı hep birlikte ortaya koyacak ve kendi kendimizi yönetme erkimizi kazanacağız. Sayın Berberoğlu’ndan beridir süren kendi kendini yönetme, demokratikleşme ve federal bir çözüme ulaşma mücadelemiz er ya da geç başarıya ulaşacak ve Kıbrıslı Türkler olarak bu adanın eşit ortağı olarak yaşamayı ve dünya ile entegre olmayı başaracağız; bunun alternatifi yoktur. Çünkü şu an içerisinde olduğumuz koşullarla yaşamak mümkün değildir; böyle gitmez…
Bugünkü yazımı bir kıssadan hisse ile bitirmek ve yorumu size bırakmak istiyorum. Hepinize güzel bir hafta sonu dinlencesi temenni ederim huzur içerisinde…
GERÇEK FAKİRLİK
Günlerden bir gün zengin bir baba, ailesi ve oğlunu köye götürdü.
Bu yolculuğun tek amacı vardı;
insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.
Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.
Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu;
'İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?'
'Evet!'
'Ne öğrendin peki?'
Oğlu yanıt verdi;
'Şunu gördüm:
Bizim evde bir köpeğimiz var,
onlarınsa dört.
Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var,
onlarınsa sonu olmayan bir dereleri.
Bizim bahçemizde ithal lambalar var,
onlarınsa yıldızları.
Bizim görüş alanımız ön avluya kadar,
onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.'
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.
Oğlu ekledi;
'Teşekkürler, baba.
Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!''