Ülkemizde geçtiğimiz hafta yapılan kabine değişikliği ile birlikte UBP içerisinde doruk noktaya çıkan gruplaşmalar zaten tarihinin en az yasa üreten meclisini daha da kilitledi. Ekonomi ve ekonomik yaşam giderek daha da kötüye giderken UBP hükümeti ile birlikte, maalesef bakanlıkların paylaşılamamasının yarattığı huzursuzluklar UBP yönetimi için her şeyin önüne geçti.
Ekonomiden turizme, eğitimden tarıma, ulaşımdan iletişime, bayındırlıktan sağlığa, istihdamlardan çevreye, kamu sektöründen özel sektöre, velhasılıkelam ülkemizde var olan tüm yapay sistemlerde duvara toslandığı gerçek bir durumdur. Geldiğimiz noktadaki politikalarla, bırakınız sistemleri sürdürmeyi, ülkenin sürdürülebilirliği dahi ortadan maalesef kalkmıştır. Aslında tüm bunların kökenine indiğimizde, özellikle 1974’ten itibaren hayatın her alanında Türkiye’deki hükümetlerin destek ve önerileri ile dönemin Kıbrıslı Türk Yöneticileri (ki bunlar hemen her dönemde ağırlıkla UBP-Denktaş ve Eroğlu güdümünde olmuştur) başlangıçların insan odaklı olmaması, gizli gailelerle adımlar atılmış olduğunun bugün yeniden ortaya çıkmış olması, ama ancak hala daha bu adımlarda ısrar edildiğinin gözle görülür olması oldukça üzücü ve düşündürücüdür.
Bu yazıda asıl parmak basmak istediğim nokta, bırakınız Kıbrıslı Türkleri en genelde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkemiz Kuzey Kıbrıs’taki yaşam koşullarının giderek kötüye götürülmesi, emekçisinden işverenine kadar iş yapamaz ve bulamaz duruma gelmiş olması, Yeşilırmak’tan Dip Karpaz’a kadar tüm vatandaşlarımızın hala daha denetimsiz ve plansız bir şekilde ülkeye gelen ucuz işgücünün varlığından dolayı işsizlikten inim inim inlediği, neredeyse kamu dışında iş yapan vatandaş kalmadığı-ki kamuda da deniz bitmiştir-, son dönemlerde Türkiye’den ülkemize gelen yatırımcıların ülkemize neredeyse hiç katma değer katmadığı, özellikle turizm alanındaki tüm sektörlerde KKTC vatandaşı çalışanın bulunmadığı, otellerin tüm ihtiyaçlarını Türkiye’den karşıladığı-bu nedenle esnaf ve zanaatkarlara da iş olanağı yaratılmadığı, üretimin neredeyse tamamen sıfırlandığı, sebze-meyve-patatesten tutun da temizlik ürünlerine kadar hemen her şeyin, hatta zeytinin ve hellimin dahi ithal edildiği bir ülke durumuna getirildik bu kadar yılın önerileri ile!
Getirildiğimiz noktada özellikle halkımızın CTP’den beklentileri büyüktür. Evet doğrudur, toplumumuz 2009 seçimlerinde CTP’ye bir uyarıda bulunmuştur ve CTP de gerekli olan özeleştirilerini yapmıştır. Elbette 40 yılın sorunları 3-5 yılda çözülemez ancak artık arabayı doğru yola koymanın zamanı da gelmiştir. En geniş katılımcılık anlayışları ile hazırlanan siyasal tezlerimizle ve programımızla bu yazının girişinde bahsettiğim tüm sistemlerdeki çıkış yollarını sol anlayışlarla ve eşitlik, adalet ilkelerinden taviz vermeden, emek ve Kıbrıs Türk sermayesinin asgari müştereklerdeki çıkarlarını birlikte koruyarak, insanı merkeze koyarak demokrasi ve insan hakları temelinde ve mutlaka toplumsal varoluşu öne çıkaracak projelerimizi halkımızla birlikte işe koymalıyız. Sürdürülemez bu ülkeyi sürdürülebilir yapılara taşımak en genelde solun ve özelde de CTP’nin çözüm ve barış gibi en önemli misyonu olmak durumundadır. Biz bunu halkımızla ve halkımız için başaracağız…