Daha önce de aktarmış olduğum bir fıkrayı UBP’nin uygulamış olduğu politikasızlıkların sonuçları baabıyle ve günü gelmişken bir kez daha paylaşmak istedim bugün sizlerle:
“Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.
Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış debelenmiş ve boynundaki ip çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiş. Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu buzağıya vurunca yavru yere yığılmış. Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş. Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin ´gelinini öldürdüğünü görüp ineği tüfekle vurmuş. Silah sesini duyan koca, karısını yerde cansız yatar babasını da elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş. Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam, bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiş. Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan; 'BU FELAKETİ DE BANA YÜKLERLER, BUZAĞININ İPİNİ GEVŞETMEKTEN BAŞKA BEN NE YAPTIM ŞİMDİ' demiş...
37 yıldır özellikle UBP yönetimlerinin yürütmüş olduğu popülist ve partizan politikalar, kendi kendini yönetme konusundaki karşıt duruşları, Birleşik Federal Kıbrıs konusundaki negatif tutumları ve çözümsüzlük politikaları toplumumuzun bugün yüz yüze kaldığı ortamları yaratmıştır. Ancak sorumluları fıkradaki gibi ortada dolaşmasına rağmen, mademki buradayız ve burada olmak için bugüne kadar direndik, bundan böyle de direnecek ve gereğini de yapacağız. Hepimiz, halk olarak el ele vererek gereken toplumsal değişim ve dönüşüm hareketimizi hayata geçireceğiz. Toplumsal olarak kalkınma gerçekleştirilirken esas sorunu unutmadan, yani çözüm mücadelesini de sürdüreceğiz. Federal bir çözüme ulaşabilmek için içte de dışta da daha çok uğraşacağız. Hiçbirimiz “BEN NE YAPTIM ŞİMDİ?' diye sormasın; demek ki zamanında gerekenler yeterince yapılmadı, ve zümresel nedenlerle olsun popülist yaklaşımlarla olsun on yıllarca iktidarda olan UBP, ki bugün de iktidardadırlar, çeşitli menfaatler uğruna bu toplumu kapalı bir toplum haline getirdi, üretimden koparttı, yeterince toplumsal yatırımlar gerçekleştirmedi, demografik yapı ile oynadı, sosyolojik savrulmalar yaşattı; yanlış işler yaptılar… “Şeytan bunun neresinde?” diye sormaya ne kadar hakları var ki UBP yönetimlerinin toplumu getirdikleri bu süreçte?
Der ki Mevlana:
''Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım.
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.''
Biz de öyle yapmalıyız ve yapacağız… Yeni planlamaları ortak bir politik vizyon, program ve toplumsal dayanışma ile hayata geçirmek için hiçbir eksiğimiz yoktur. Ortak hedefimiz kendi kendini yönetmek, var olmak ve varlığımızı geliştirmek, sağlıklı bir demokrasi ve güçlü bir ekonomi ise kamunun rasyonel bir biçimde hem niceliksel hem de oransal olarak küçültülmesi ve özel sektörün, esnaf ve zanaatkarların, sanatçıların, hayvancıların, tarımsal işgücünün, turizmin ve kısaca kamu dışındaki tüm sektörlerin desteklenerek istihdam alanları yaratılması ile işe başlanmalıdır ve ancak bunu halkı işsizleştirmekle değil ihtiyaç olan alanlara kalifiye eleman yönlendirmek ve işe alımların ölçütlerini dürüst, şeffaf ve göz önünde sağlamakla yapabilmenin temel unsurlarını belirlemekle işe başlanmalıdır.
Ekonomi, eğitim, sağlık, ulaştırma, adalet… Her anlamda gereken dönüşüm projeleri için gereken akla, fikre, vizyona ve emeğe sahibiz. Ancak unutulmamalıdır ki demokratikleşme olmadan, katılımcılık anlayışını kullanmadan, kendi kendimizi yönetmeden, anayasal değişiklikleri yapmadan, seçim ve halk oylaması yasasında düzenlemelere gitmeden ve her şeyden önemlisi Türkiye ile olan ilişkilerimizi yatay bir zemine oturtmadan başarılı olmamız zordur ve unutulmamalıdır ki sorunların en başında da çözümsüzlük koşulları yatmaktadır. Ancak bu, çözüm olmadan hiçbir şey yapılamaz anlayışını da yükseltmemelidir.