Eğer adaletli, eşitlikçi, duygudaş ve yoklukları paylaşarak refahta eşitlenen bir toplum olmayı istiyorsak…
Farklar içinde bir halk olarak birbirimize saygılı ve yaşam haklarımıza sahip çıkarak var olmak istiyorsak…
Özgür, huzurlu, yarınlarından emin, çocuklarının geleceğinden kaygı duymadan yaşamak istiyorsak…
Göçmeden ve kendi değerlerinden vazgeçmeden, yurdunda ve insanca koşullarda yaşamak istiyorsak…
Yaşadığımız dünyayla uyumlu ve üreterek, yaşadığımız coğrafyanın öznesi ve barış elçisi, herkese eşit/saygılı ve ancak onurumuzu da ezdirmeden, başımız dik ve ezilip büzülmeden kendimizi ifade etmek istiyorsak…
Kendi kendimizi yönetmek, kendi geleceğimizi belirlemek, kendi insanlarımızın, çoluk çocuğumuzun ve emekçisinden iş sahibine kadar tüm değerlerimizin haklarını korumak ve yükseltmek istiyorsak…
Uyanmamız, umutlarımızı yükseltmemiz ve birlik içerisinde, mücadele azmiyle ve dayanışarak bizleri edilgen ve mahcup duruma sokan UBP hükümeti ve bu anlayışlardaki her kesime karşı kol kola girmeliyiz... Bu mücadelede hedefimizdeki direnç yalnızca çözümsüzlük politikalarının savunucuları, UBP hükümeti ve Türkiye’nin ekonomik dayatma paket ve politikaları değil; barış içerisinde bir yurt yaratma mücadelemizde temel amaçlarımızın başında, bu direnç gösteren tarafların ve başta UBP’nin bize verdiği ezilmiş, itilmiş, aşağılanmış, muhtaç, bilgisiz, beceriksiz, basiretsiz, tembel, hazırdan para yiyici sıfatlarına layık bulunup, yargılanmadan infaz hükmü verilmiş bir toplum olmanın dayatma, baskıcı ve hakikaten insanın kendini berbat hissetmesine sebep olan duygularını da reddetmek adına bir güç ve fırsat yaratmak, varoluşumuzu gerçeklemek ve varlığımızı ileriye taşımaktır.!
Yalanlara itirazınız yok mu?
19 Nisan öncesinde başlayıp şimdiye dek ve ısrarla sürdürülen yalanlara itirazınız yok mu?
Gözümüzün içine baka baka, televizyondan, sokaklardan, evlerimizde, kahvelerde, köylerimizde, halkın meclisinde bize yalan söyleyenlere…
Bütün sorunları çözüp yaraları saracağını vaat edenlere; bizi, çocuklarımızı çaresizleştirerek parayla pulla, işle, kadroyla, bursla, makamla kandırmaya çalışanlara…
Daha dün 2 yıla yakın bir süre meclise girmeden, temel görevi olan muhalefet görevini yapmadan şimdi allame-i cihan kesilip her biri otorite olmuş iktidarın bakanlarına, icraatları kendilerinden bile gizlenen ancak düşünsel boyutta ve halkın önünü açacak doğrultuda ses vermeyen vekillerine; transferde futbol takımlarını geçip bol keseden itibar dağıtarak transfer yapanlara; döne döne fırrrrr dönüp başımızı döndürenlere; kabine değişiminden sonra meclisi boykot edenlere ve en genelinde halkın en yüce organı olan meclisi çalıştırmayanlara…
Emek düşmanı, işçisinden, emekçisinden, emeklisinden, öğretmeninden, bakkalından, kasabından korkup puslu havalarda avlananlara…
Hesap sorulmayacak mı? Bu hesap günü gelmedi mi?
Bilinmelidir ki biz demokrasiden vazgeçmedik; vazgeçmeceğiz!
Bilinmelidir ki bu toprakları terk etmedik; terk etmeyeceğiz!
Onlarca yıldır meydanlarda ve sokaklarda direne direne, kimliğini, varlığını, kişiliğini, yurdunu savunan Kıbrıslı Türkler olarak; farklardan halk yaratan bir toplum olarak yine ayaktayız, yine meydanlardayız, yine sokaktayız, kahvelerdeyiz, işyerlerindeyiz, okullardayız, inşaatlardayız, evlerdeyiz, dairelerdeyiz, yani bizler her yerdeyiz…
Dünyanın, bölgemizin ve ülkemizin yeni konjonktürü çerçevesine yenilenen vizyonumuzla, donanımlı sosyal ve ekonomik programımızla, somut projelerimizle tüm toplumla kucak kucağa gelecek ve mücadelemize devam edeceğiz… Aynı Nazım Hikmet’in aşağıdaki şiirinde yazıldığı gibi özgürlük mücadelemizi ekonomik mücadelemizle bütünleştirerek yeniden geleceğiz…
“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”