Dünyamız hızla değişiyor, doğrudur ve hissediliyor bu değişim. Sanayi toplum yapısı giderek yerini bilgi toplumu yapısına dönüştürüyor hemen her ülkede, farklı derecelerde olsa da. Bilgi hızla çoğalıyor ve kimilerine göre artık her 80 günde dünyamızda üretilen bilgi 2’ye katlanıyor. Elbette ki okulların işlevleri de tartışılır bir duruma geliyor tüm bu değişimlerle.
Eğitimin işlevinin salt bilgiyi aktarmak olamayacağı açıkça görülebiliyor tüm bu değişimlerle. Hal böyleyken, “İdeal eğitim nedir?” sorusu da oldukça büyük bir önem ve anlam kazanıyor giderek. Hatta geçmişte çok da hararetle savunulan “Nasıl bir eğitim sistemi istediğimiz, nasıl bir insan yetiştirmek istediğimize karar vermekle belirlenmelidir” olgusu dahi her gün farklı cevaplarla dönüşmekte ve yetersiz kalabilmektedir eğitimi açıklama çabalarımızda.
Günümüz dünyasında bilgi bombardımanı yaşanırken, nasıl bir insan istediğimizle eğitim sistemini kurgulamaya başlanırsa, belirlenen bu amaca en uygun olduğu düşünülen eğitim sistemi tasarlanacak ve sistem tasarlayıcıları amaca götüreceklerini düşündükleri disiplinlerle birlikte bilgi ve becerileri programlamaya ve eğitim sistemini çalıştırmaya başlayacaklardır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi hızla kendini çoğaltan günümüz bilgi toplumlarındaki yığınsal bilgi karşısında seçici olmak bile mümkün olamamaktadır. Okul çağı da sınırlı olduğundan müfredat geliştirmek giderek daha da zor ve hatta imkânsız hale gelebilmekte, planlama yapılmasını yaşam boyu bir sürece yaymaktadır. Kısacası bilimsellik bu kadar önemliyken, okullarda çocuklara bilimi tanıtmak ve bilimsel konuları sunmak da oldukça imkânsızlaşmaktadır giderek. Bilim o kadar çok çeşitlenmiş ve her dalı o kadar derinleşmiştir ki tüm bu alanlarda üretilen bilgiyi öğrencilere sunabilmek artık başarılması gerçekten de imkânsız bir durum ortaya çıkarmıştır. Kaldı ki günümüzde bilgi yalnızca okullarda sunulan ve öğretilen bir boyutu çoktan aşmıştır. Özellikle bilgisayar ve internet teknolojisinin yayılması ile üretilen bilgiye hatta üretildikten saniyeler sonra bile ulaşmak da olanaklı hale gelmiştir. Hal böyle iken okullarımızda hala daha eski anlayışlarla eğitim sürdürmek insanımızı ve toplumumuzu geleceğe taşıyamayacak bir yaklaşımdır ve doğru da değildir.
Eski anlayışlarda sürdürülen eğitim müfredatlarında birçok bilgi öğrenciye aktarılmakta, daha sonra da sınavlarla bu aktarılan bilgilerin hatırlanma dereceleri ölçülmekte ve buna göre de öğrencilere notlar verilmektedir. Başarılı ve başarısız olmak bu bilgileri hatırlayıp verilen dar bir zamanda bunları size aktaranlara geri sunmanızla ölçülmektedir ki başarılı olanların dahi belli bir süre sonra hem bu bilgileri unutma olasılıkları yüksektir hem de zaten hatırlasa da, bu bilgilerin eskimesi de muhtemeldir. Hatta daha da ileri giderek internet ortamında rahatlıkla ulaşılabilecek bu bilgileri ezbere bilip bilmemenin getirisinin ne olduğu ayrı bir tartışma konusudur diye de belirtebiliriz.İşte tüm bu nedenlerden ötürüdür ki bırakalım öğrenmenin kendi doğasındaki yeni yaklaşımların kullanılmasını gerektirdiğini, müfredatlarda da artık önemli olan temel bilimlerin doğasını ve yaparak-yaşayarak öğrenmenin gereklerini okullarda hayata geçirmenin zorunluluğu kaçınılmazdır. Deney yapmak, araştırma yapmak, rapor yazmak, eleştirmek, farklı düşünceleri seslendirmek önem kazanmakta ve değerlendirme de sürece yayılmak durumundadır.Eğitim sistemlerinde esas önemli olan bir bilim adamının nasıl düşündüğünü ve nasıl problem çözdüğünü anlayabilmek, matematik düşünce yapısının nasıl işlediğini içselleştirip uygulayabilmek, bir sanatçının özgün düşüncesini nasıl ortaya çıkarabildiğini anlayabilmek ve mümkünse uygulayabilmek, tarihsel sürecin nasıl geliştiğini görüp toplumların gelişimini etkileyen olayları tartışabilmektir kanımca. Öğrencilere okullarda aynı yaşam içerisinde var olan usta-çırak ilişkisindekine benzer bir ortamı sunabilmek önem kazanmaktadır. Elbette günümüz teknolojilerini kullanabilmek, iletişim kurabilmek, yabancı dil bilmek ve benzeri donanımlar çok önemlidir ve eğitimin sonunda kazanılmalıdır ancak daha da önemlisi sürekli öğrenmek gerekliliğine inanan insanlar yetiştirmek, yaşam boyu eğitimin önemini kavrayabilmek ve gerektiğinde görev ve meslek değişimlerini hayata geçirebilecek bir anlayış ve donanıma sahip olmak sanırım hepsinden daha da önemlidir.
Ayrıca, okullarda deneyimlenen derslerin “geçeğe” yakın güzellikte olması ve bir insanda olması gereken etik ve ahlakı kazandırması oldukça önemli sayılmaktadır. Ülkemizde ise hükümetin eğitim sistemimizin geleceği ve üstteki düşünceler açısından hiç de umut vaat eden icraatları ele almaması toplumumuzun geleceğine yönelik özellikle endişe vericidir. Sistem, kolej, SBS ve ÖSS sınavlarına, din derslerinin zorunlu ders olmasına, tarih eğitiminin tarih kitaplarının eskiye doğru değiştirilerek sürdürülmesine ve hatta özellikle eğitimin toplumsal boyutu düşünülmeden bir başka ülkenin eğitim sistemini bu ülkede okul öncesinden üniversite eğitimine kadar okullaşarak kurmasına olanak vererek değiştirilmesine endekslenemez ve sistem bu yaklaşım ve uygulamalarla çağa uygun hale getirilemez. Bu doğru değildir. Ülkemizde uygulanan eğitim olsa olsa insanı düşünce olarak belli bir doğrultuda değiştirme eğitimi diye nitelendirilebilir ki, böylesi yaklaşımların sonuçları toplumumuzun geleceğini olumlu etkilemekten oldukça uzaktır. Unutmamak gerekir ki sonuçları değiştirmek için başlangıçları değiştirmek gerekir. Ancak zaman zaman yeniden yapıldığı iddia edilen başlangıçların doğru yapılmaması toplumumuzun geleceği açısından da ürkütücü sonuçlara gebe olmaktadır.
Ve apaçık ortadadır ki insanımızın hak ettiği eğitim sistemi kesinlikle bu değildir.
Ünlü fizikçi Albert Einstein der ki : “Bir sorunu çözebilmenin yolu o sorunu yaratan bilinç düzeyinden farklı bir bilinçle düşünebilmekten geçer.”
Öyleyse ülkemizde de gerek paradigmaların değişimine uyum gösterememek, gerek değişen dünyanın gerektirdiği şekilde yapılanamamaktan doğan gerekse eski anlayışların yarattığı sorunlardan kurtulabilmek için beyinlerimizi özgür bırakarak farklı bir bilinç düzeyi ile ülkemiz eğitim sistemini yeniden yapılandırmak ve toplumumuzun geleceğini kurgulamak amacı ile yeni başlangıçlara ihtiyacımız olduğunun farkındalığı ile değişimi başlatmalıyız.
Albert Einstein’da bazı önemli sözler:
1- Muhteşem beyinler daima sıradan beyinlerin şiddetli muhalefetiyle karşılanmışlardır.
2- Kendi gözüyle gören ve kendi yürekleriyle hissedenler çok azdır.
3- Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir.
4- Aynı zamanda hem savaş hazırlığı yapıp hem de savaşı önleyemezsiniz.
5- Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacak. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman vatandaşı olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.
6- Üçüncü dünya savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum, ama dördüncüsü taş ve sopa ile yapılacak.
7- Karşı karşıya kaldığınız aşılması güç problemleri mevcut düşünce yapınızla çözemezsiniz. Çünkü bu problemler, mevcut düşünce yapınızın ürünüdürler.