1988 yılında Cumhuriyet Gazetesinde yazar İlhan Selçuk bu yazısını; 1989 yılında çıkardığı kitabına da Japon Gülü adını verir. Halkımın, insanımın, bu topraklarda tutunmaya, yaşamaya ve kendi kendine yetmeye, kendi göbeğini kendi kesmeye çalışan hayatların filmini seyredip bilfiil bir hayatın da başrolündeyken, toplum olarak özne olma mücadelesi verirken ülkemin topraklarında… Direnmekten başka çıkar yol ve umarımız yokken… Ödenmemiş bedel, yorulmamış beden, kırılmamış yürek kalmamışken… Bu yazı geldi bütün çıplaklığıyla ve illaki umut dedi bana… Sizlerle paylaşmak istedim; her aldığımız nefes umuttur; biz de birer Japon Gülüysek…
“Unutmuşum onu.
Dün mutfağın penceresinden baktığımda gördüm; Japon gülü çiçek açmış.
Duvarın dibinde, arsız sarmaşığın nefti kuytuluğunda, mavi çamın dibinde, incecik yapraksız dallarında, tanımsız güzelliğiyle bana gülümsüyordu Japon gülü.
Bir kuş pencerenin pervazına kondu, bir kibritin alevi parladı, bir bulutun gölgesi yere vurdu. O an anımsadım. Annemin bahçesinden on iki yıl önce alıp getirmiştik. Kar, kış, fırtına, don, yaz, güz, sıcak, kurak demeden yeni toprağına tutunmuştu. Kimsecikler ilgilenmese de kendi kendine yeterdi.
Unutulurdu bütün yıl; aralık ayında, yılsonuna doğru, tomurcuklanıverirdi, insanı şaşırtarak.
Bilmem ki çoktan toprağa karışmış annem mi yeni yılımı Japon gülüyle kutlamak isterdi?
Gül edebiyatın baş çiçeğidir. Aşkı simgeler.
Ama öyle çok kullanılmıştır ki bir taksi şoförünün teybinde çok çalınmaktan cızırdayan arabesk şarkıyı da çağrıştırabilir. Az buçuk edebiyatla ilgili bir kimsenin aklına hemen gül üzerine şiirler geliverir: Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz; ama bellek zayıflamışsa, aç bir antolojiyi seç seçebildiğini.
…
Divan edebiyatının gözdesi gülün dostları da belli değil mi:
Bülbül, aşk, diken, ahu, bade, şarap, kadeh, gonca sözcükleri çağrışım zincirinin halkalarıyla kolayca eklemlenir güle; katmerli güller, kokulu güller, gonca güller, dikenli güller baharda açılıverirler.
Japon gülü bunlardan uzakta yaşar.
Çoğu baharda doğa aldanır, ağaçlar erken çiçeklenir, ortalık donansa da insanın yüreğine kuşku düşer; çünkü kış, kar, don, soğuk geri dönerse vurgunu yiyen sapır sapır dökülecek, renkli cümbüş düş kırıklığı yaratacaktır. Japon gülünün böyle bir aldanışı yok; çünkü kış kıyamette gülümsüyor.
Kimi çiçek zorda açar.
Kayalık dağ yamacında, kızgın çöl kuraklığında, pis kokulu bataklıkta, ulu bir ormanın güneş girmeyen kuytuluğunda, hiç umulmadık bir yerde rastladığın çiçek, zindanın dibinde bembeyaz dişleriyle gülümseyen umut gibidir. Japon gülünün açması için ne ağaçların dallarına su yürümesine, ne toprağın buram buram bahar kokmasına, ne doğanın içten işe kıpırdanmasına gerek var.
Zor günlerin çiçeği Japon gülü.
Belki de bunun için onu çok seviyorum, yeni yıla girerken yine açtığını görünce bir sevindim; elimi salladım pencereden:
Merhaba Japon gülü!
Kimi insan Japon gülü gibidir.
En zor günleri bekler açmak için, karanlık, soğuk, fırtına, tipi vız gelir.
O kişiyi ne kışın geri dönmesi korkutur ne kırağı çalması, ne don tutması…
Heeeey! Yurdumun Japon gülleri…
Hepinize merhaba!”