Niye birbirimizi döverek öğrenelim ki?

Değişimlere karşı bazı insanlar dirençlidir. Ama neden?

Değişimlere karşı bazı insanlar dirençlidir. Ama neden? Denemekten, risk almaktan ya da çözüm üretmekten ve/veya alışılmıştan vazgeçmekten neden korkarız? Bilimsel ve mantıklı temellere dayanarak mı hareket ediyoruz? Toplumsal dayanışma nerede başlar, sosyal direnç nereye kadar gidebilir? Direncin temelinde nasıl bir psikodinamik yatıyor?

Değişim sürecinde her yeni durumun aynı sonucu doğuracağını düşünmek yerine belki farklı yollar denemek gerekir. Ancak değişim için denemekten vazgeçmemek oldukça önemlidir.

Teşbihte hata olmaz, sonuçları açısından hepimize öğretici olabilir diye bir deneyi paylaşmak sanırım yerinde olabilir. Bilim adamları bir gün bir deney yapmışlar ve değişik bir sonuçla karşılaşmışlar. Öncelikle büyük bir kafesin tepesine bir salkım muz asılır ve kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine tazyikli soğuk su sıkılır. Soğuk suyla yere düşen ve sırılsıklam ıslanan maymunun yerine bir yenisi atılır o da aynı şekilde soğuk suya maruz kalır. Beş maymunun da sırayla denemeleri başarısızlıkla sonuçlanınca maymunlar bir daha muzları almaya cesaret edemezler. Su kapatılıp maymunlardan birisi dışarı alınır, yerine de yeni bir maymun konulur. Maymunun ilk yaptığı iş, koşup tepedeki muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört ıslak maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.

Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Bu maymunlar da muzları almaya yeltendiklerinde onlardan önce değiştirilmiş üç yeni maymun tarafından dövülerek yukarı çıkmaları engellenir. Ama tepelerinde o bir salkım muz hala asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.

Ne zaman çözüm dese bu toplum; problem mi var deniyor. Sahi problem yok mu? Kıbrıs Türk halkı güllük gülistanlık içinde yaşıyor da biz mi fark etmiyoruz? Ne zaman barış desek; savaş mı var deniyor. Yok mu? Olağan üstü koşulların olağan dışı yapıları içinde ve dünya konjonktürüne uymayan yapısı içinde ayakta durmaya çalışmıyor mu bu halk? Her olumlu adımında kösteklenen, verilen sözlerin tutulmadığı, yalıtılmış yapılar içinde acizleştirilmek ve umarsız bırakılmak istenen bu halk bir direniş içinde değil mi? Hükümet edenler “o piti piti” diye saymacalarla dalga geçer gibi bir aymazlık içinde partizanlık yapıp sırayla işe almalarla, tayin ve terfilerle, bakanlık, müsteşarlık paylaşımlarıyla uğraşırken insanlar yollarda ve işyerlerinde eylemde değil mi?

Şimdi, teşbihte hata olmasın diyerek akıl yürütmek ve bir soru sormak isterim. Kıbrıs bir kafes değilse; özgürlük ve çözüm kafesin tepesine asılmış bir salkım muz değildir. Biz de negatif öğrenmelere koşullanmış değilsek; niye birbirimizi döverek ve aklımıza negatif sınırlardan engeller taşıyarak illaki sınırda öğrenmelerle olanak olduğu kadar ve olduğunca rıza göstermek istiyoruz?

Unutmayalım ki Einstein’ın dediği gibi bir sorun kendini yaratan bilinç düzeyi ile çözülemez, çünkü o değiştirilmesi gereken bilinç düzeyidir sorunu yaratan… Herkes ve her kesim kendi üzerine düşen bir biçimde değerlendirme ve özeleştirilerini yaparak ortak hedefe doğru ortak akılla yürüyebilmeyi becerebilmelidir. Bunun için de değişim şart diyoruz…
Bu haber 108 defa okunmuştur

:

:

:

: