Ne olmuş yani satarlarsa DAÜ’yü de?!

Sanki yolun başındayız, belki kışın sonundayız…

Sanki yolun başındayız, belki kışın sonundayız…

Hatırlıyorum da 1974 sonrası güneyden göç edip kuzeye yerleştiğimizde 15 yaşında bir çocukken rahmetlik babama “eğer kendi kendimizi yönetmez ve her işimizi Türkiye’den beklersek ve onlar hep öğretmen biz de hep öğrenci olursak gün gelecek göç ettiğimiz buralarda yaşamakta zorlanacağız” demiştim. Şaşırmıştı rahmetlik babam duyduklarına benden!

Biz Kıbrıslı Türkler vefalı ve izan sahibi bir toplumuz. Mücadeleyi severiz de kavgada yokuz pek. Uzlaşmaya açık bir toplum olarak farklılıklara da saygı gösteririz genel olarak. Varımızı yoğumuzu paylaşmayı da biliriz. Mülayim bir toplumuz yani vesselam!

Ne olduysa bize 1974 sonrası ganimet düzeninde ya da düzensizliğinde oldu. İnsanlarımız üretimden koparıldı birer birer. Rumdan kalan fabrikalar kapatıldı, tek tek sökülerek ülke dışına Türkiye’ye taşındı. Hipodromlardaki atlar bile götürüldü. Saymakla bitmez buralardan giden değerler.

Bizlerse memur yapıldık, devlete maaşa bağlandık bir çoğumuz. Ganimet anlayışı giderek her yanımızı sardı sarmaladı. Ama olsundu, güvendeydik ya! Ev de verdiler, araba da, eşya da…Daha ne olsundu? Elbette paylaşacaktık her şeyimizi, canımızı borçlu değil miydik onlara nasılsa? Et ve tırnak gibi olmak kolay mı yoksa?

Varsın “giden Türk gelen Türk” desindi Sayın Denktaş ve varsın “Kıbrıs’ta tek Kıbrıslı olan varlıklar Kıbrıs eşekleridir” diyerek Kıbrıslı Türkleri reddetsindi! Biz güvendeydik ya, kurtarılmıştık ya, daha ne istiyorduk?! Nankör değildik ya karşı duracak kadar, haddimizi de bilirdik! Nasılsa her şey vatan için değil mi? Var mı daha da ötesi?

Aklıma bir anekdot takıldı bu girişle birlikte, paylaşayım sizlerle:

“Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar. Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.


Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter. Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.”

Elimizdekilerin değerini bilmezsek bir gün bu iyi şeyler sözde paylaşıldıkça bitebilir, hatta siz bile bitebilirsiniz şeklinde bir çıkarım dahi elde edilebilir sanırım bu anektottan.

1974 sonrası ne öğrendiysek Türkiye’den öğrendik özellikle bürokrasi ve diplomaside denir ya, doğrudur da. Bizim ne deneyimimiz vardı ki 1974 öncesi devlet yönetmekle alakalı? Kıbrıs Türk Cemaat Meclisimiz vardı ki onda bile daha o dönemlerde Türkiye ile istişarelerle yürütülüyordu işler. Yani hep Türkiye’yi örnek almadık mı biz Kıbrıslı Türkler, ya da hep onlar tarafından öğretilmedik mi? Bugün gelinen noktada ise durum vahimse kimdir acaba bunun sorumlusu diye sorarsanız, sanırım hem yurt dışından gelen öğretmen suçlu hem de bu ülkede en çok öğretmenlik yaparak öğrenci durumunda olan toplumumuza mihmandarlık yapan büyüklerimiz olsa gerek!

Bir de fıkra aktarayım tam da bu noktada sizlere:




'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna.

'Düzgün yürüsene ! ' der.

'Pekala anne' der çocuk ve devamla 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim' der annesine!”

Aslında “ayinası iştir kişinin lafa bakılmaz” derler ya, ayrıca önemli olan eylemdir, söz de güzeldir ancak harekete geçmezse kağıt üstünde kalmaya mahkum olur değil mi?
Haydi gelin bir öğretici fıkra daha paylaşalım oldu olacak:

“Hayvanlar bir gün kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar. Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar.

'Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun?' diye sormuşlar aslana.

'Bir.' diye yanıtlar dişi aslan. 'Fakat ben aslan doğururum.'

Yani diyor ki aslan diğer hayvanlara, nitelik nicelikten daha önemlidir.

Biz Kıbrıslı Türkler son yıllarda kaliteli yaşam standartlarından giderek daha da uzaklaştırılıyor ve salt muhasebe ve ekonomik hesaplar uğruna bu normalize olamamış ülkemizde giderek nitelikli toplum olmaktan hızla uzaklaştırılıyoruz.

Neden böyle bir yazı yazdım bugün ben de bilmiyorum ama Kıbrıslı Türklerin Dünyayla bağlanması ve Kıbrıs’ta en az Kıbrıslı Rumlar kadar egemen bir toplum olduğumuzun mücadelesini verirken Strasbourg’ta bulunduğumuz her ortamda ve toplantıda, dün DAÜ’den gelen tutuklama haberleri, Bakanlar Kurulu’nun DAÜ’deki üniversite öncesi eğitim kurumlarını Türkiye’den bir koleje devretmesi kararı Kıbrıs’ta ne kadar egemeniz sorularını gündeme taşıdı ya, belki ondandır bu yazının böyle şekillenmesi!

Hani et ve tırnak gibiyiz ya! Ama nedense hep tırnak kesilip atılıyor, siz hiç etin kesilip atıldığını gördünüz mü? Olsa olsa manikür yaptırırken toparlamak ve şekil vermek için kesilir biraz, ama kesilen tırnak atılıp gidiyor maalesef. Siz hiç Londralara, Avustralyalara gidenlerin geri dönebildiğini gördünüz mü kayda değer?

Sürçü lisan ettikse affola!
Bu haber 248 defa okunmuştur

:

:

:

: