UBP hükümetinin, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan vatandaşlarımızın en genelinde yaşam standartlarını yükseltme; 4000 civarında olan yaş nüfusunun eğitiminden istihdamına kadar gerekli çağdaş önlemleri alma...
UBP hükümetinin, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan vatandaşlarımızın en genelinde yaşam standartlarını yükseltme; 4000 civarında olan yaş nüfusunun eğitiminden istihdamına kadar gerekli çağdaş önlemleri alma; mali tedbirleri kendi önerileri olmamasına karşın doğrudan harfiyen uygularken, esnaftan sanayiciye, hayvancıdan tarımcıya, tüccardan zanaatkara kadar toplumun üretici-girişimci ve tüm çalışanlarına dönük uygun kredi imkanı sağlamaması ve ekonomik çarkları döndürme; özelleştirme adı altında hukuka ve çağdaş normlara uymadan toplumsal kurumları “peşkeş” çekme vb. konularda “basiretsiz” davranması, ekonomik ve sosyal kalkınmaya dönük projeler üretmemesi ve toplumsal varlığımızın her geçen gün daha da tehdit altına girmesinin önüne geçmemesi tüm vatandaşlarımızı toplum olarak direnme noktasına getirmiştir.
Tarihsel süreç içerisinde Kıbrıslı Türkler TC ile her zaman iyi ilişkiler içerisinde bugünlere gelmiştir. Kıbrıslı Türkler 1950’li yıllardan beridir sürdürmüş oldukları varoluş mücadelesinde Türkiye’yi zora sokacak herhangi bir adım da atmamışlar ve hep birlikte projeler üretilmesini desteklemişlerdir. Türkiye’nin Kıbrıs’taki duyarlılıklarını da hiçbir zaman göz ardı etmeyen Kıbrıslı Türkler bugünlere gelirken bir kendilerine bir de Türkiye’ye güvenerek mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Ancak unutulmaması gereken en temel konuların başında da Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve kültürel olarak varlıklarını devam ettirmelerinin önemidir ki Kıbrıslı Türkler için olmazsa olmaz konuların en başında gelmektedir var olmak. Kıbrıslı Türkler egemenlik ve özgürlüklerine önem vermeseydi Kıbrıs sorunu gibi bir sorun da zaten ortaya çıkmaz ve Türkiye’nin de garantörlüğü gündeme gelmezdi geçmişte. Kıbrıslı Türkler 1878’den 1960 yılına kadar sürdürmüş oldukları mücadelelerledir ki Kıbrıs’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit ortağı olmuşlar ve bunun sonucudur ki Türkiye Kıbrıs’taki 3 garantör ülkeden birisi konumuna gelmiştir. Bu konu oldukça önemlidir ve unutulmamalıdır.
Gerek 1571 öncesinde adada yaşayan Müslümanlar gerekse 1571 yılında adanın Osmanlılar tarafından fethinden sonra adaya Anadolu’dan yerleştirilenler dinlerini ve inançlarını özgürce yaşayabilmişler ve ağırlıkla Ortodoks olan Hrıstiyanlar arasında erimemişlerdir. 1789’dan sonra dünyada başlayan milliyetçilik hareketleri sonrasında da milli duygularını kaybetmemiş olan Kıbrıslı Türkler özellikle 1823’ten sonra Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan Yunanistan’ın uydusuna dönen Kıbrıslı Rumlar karşısı nda ayakta durabilmiş ve toplumsal varlıklarını yok olmadan sürdürebilmişlerdir. 1878’den 1955’lere kadar da Türkiye’nin özellikle 1924 Lozan Antlaşması sonrası Kıbrıs politikası olmamasına karşın Kıbrıslı Türkler boyunduruk altına girmemişler ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasına karşı durmuşlardır.
Bunları neden yazıyorum diye soracak olursanız sadece bir hatırlatma ve özellikle de Kıbrıslı Türklerin Türkiye halkından kültürel ve diğer bazı konularda çeşitli farklılıkları olmasına karşın hiçbir şekilde kimliklerinden edinemediklerini, tarihsel süreç içerisinde her türlü olanaksızlığa rağmen mücadeleden vaz geçmediklerini bir kez daha vurgulamak içindir. Kıbrıslı Türkler kendi varlıklarını korumak ve kendi kendilerini yönetmek istemektedirler ve on yıllardır verilen mücadele de bunun içindir. TC ile iyi ilişkiler içerisinde olmak ve karşılıklı saygı ve anlayış çerçevesinde devletler arası iletişimi güçlendirmek ve Kıbrıs’ta varılacak bir çözümde Türkiye’nin de temel çekincelerini korumak Kıbrıslı Türkler için önemli ve anlamlıdır.
Son dönemlerde Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları kaygıları ortadan kaldırabilmenin yollarından biri de Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasında var olan ve olması gereken ilişkileri yeniden gözden geçirmekten geçer diye düşünüyorum. Çünkü gelişmeler hiç de 2 ülkeye de yarar getirecek bir zeminde ilerlemiyor diye düşünüyorum. Olay yalnızca ekonomik değil tamamen toplumsal duyarlılıkların öne çıkmasıdır ve bilinmelidir ki Kıbrıslı Türklerin var oluş mücadelesi Türkiye’nin aleyhine değildir. Kıbrıs’ta varılacak bir federal çözüm de Türkiye’nin aleyhine değildir, KKTC’nin Kıbrıslı Türkler olarak sosyal ve ekonomik kalkınması da…