Federal çözüm doğrultusunda Cenevre’den beklentilerimiz

Genel bir ifade ile açıklanırsa, gerek insana ve kökene dayalı Alman Milliyetçiliği gerekse de toprağa ve coğrafyaya dayalı ...

Genel bir ifade ile açıklanırsa, gerek insana ve kökene dayalı Alman Milliyetçiliği gerekse de toprağa ve coğrafyaya dayalı Fransız Milliyetçiliği olsun; 18. ve 19. yüzyıllarda tüm dünyayı etkilemeye başlayan Milliyetçilik akımları yüzyıllarca aynı coğrafyalarda yaşayan dünya insanlarını olduğu gibi Kıbrıs adasında da yüzlerce ve binlerce yıldır bir arada yaşayan Kıbrıslı insanları, etnik grup ve cemaatları da etkilemeye başlamıştır.

*****

Özellikle 1800’lü yılların başından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını alma mücadelesini veren ve 1823 yılında bağımsız bir ülke haline gelen Yunanistan’da başlayan Yunan milliyetçilik akımları giderek din ve dil olarak Yunanistan’la benzerlikler taşıyan Kıbrıslı Rumlarda da giderek Yunan milliyetçiliğinin yükselmesine neden olmuştur.

Adanın Osmanlılar tarafından 1878’de İngiltere’ye kiralanması ve akabinde de 1924 Lozan Antlaşması gereği İngiltere’ye devri, Kıbrıs’ta yeni bir dönemin başlamasını ve bu dönemde adanın Yunanistan’a bağlanması düşüncelerinin Kıbrıslı Rumlar arasında giderek artan bir şekilde seslendirilmesini gündeme taşımıştır.


1930’lu yıllarda tüm dünyada yaşanan ekonomik krizin Kıbrıs’a yansımaları da çok derin olumsuz etkiler yaratmış, akabinde 2. Paylaşım Savaşı Kıbrıslı insanların da İngiltere ordusunda savaşa katılmasını beraberinde getirmiştir.

1945 yılında sona eren 2. Paylaşım Savaşının ardından özellikle Kıbrıs’ta da milliyetçilik rüzgarları estirilmeye devam etmiş, yüzyıllarca dini temeller esasında cemaatler olarak bir arada yaşayan Kıbrıslı insanlar arasında Türk ve Yunan milliyetçilikleri giderek yükseltilmeye ve çıkarlar da buna göre şekillenmeye yönlendirilmiştir.

*****

Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde dil ve din farklarına rağmen bir arada yaşayabilen ve birçok ortak sosyal ve kültürel değere sahip cemaatlar, aralarındaki farklılıklara hoşgörü ile bakıp yaşamayı içselleştirebilen, bir çok kültürlülük değerine sahip pozisyondan giderek milliyetçilik rüzgarları karşısında ortak değerlerini yitirmeye başlamışlardır.

Binlerce yıllık Kıbrıs adasının doğal mirasçıları olan Kıbrıslı insanların ortak sosyal ve kültürel değerler yaratması büyük bir zenginlikti ve bu durum çok da doğaldı. Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ve diğer tüm Kıbrıslı etnitilerin çok kültürlü bir adada ortak kültürleriyle olduğu kadar farklılıkları ile de birlikte yaşamaları sürerken, milliyetçilik rüzgarları ve başta Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması mücadelesi cemaatlar arasına mesafeler yerleştirdi ve İngiltere’ye karşı ortak bir bağımsızlık mücadelesi verilmesini engellemiş oldu.

Kıbrıslı Rumların Enosis mücadelesine karşın Kıbrıslı Türkler arasında da “Taksim” politikaları yükseltilmeye başlanmış ve yaşanan tüm çatışmaların ardından 1960’da iki ortaklı federal özelliklerde ve üniter yapıdaki Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş oldu.

*****

1963 yılında toplumlararası yaşanan olaylar, Kıbrıslı Türklerin gettolarda yaşamak zorunda kalmaları, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyetini “gasp etmeleri”, 15 Temmuz 1974’te yaşanan darbe, Türkiye’nin garantör ülke olarak müdahalesi, 1975’te taraflar arasında imzalanan nüfus mübadelesi, Denktaş-Makarios ve Denktaş Kiprianu arasında imzalanan federasyon ve iki bölgelilik esaslarında iki toplumlu bir yapı kurulması inisiyatifleri, Galli Fikirler Dizisi, Cuellar belgesi ve nihayetinde Annan Planı.

Kıbrıslı Türk ve Rumlar de-facto olarak 1963’ten fiili olarak da 1974’ten sonra birbirlerinden kopuk yaşamaya başlamışlardır bugüne kadar. Toplumlar arasında yaşanan bu ayrılıklar giderek ortak sosyal ve kültürel değerlerin ve ortak yapıların azalmasını gündeme getirmiş ve 2003 yılına kadar birbirleri ile etkileşimleri dahi ol(a)mayan toplumları oluşturmuştur.

24 Nisan 2004’te yapılan referandum ve ardından 1 Mayıs 2004’te Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB üyesi olması süreci daha da farklı bir potaya sokmuştur.

*****

23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 tarihlerinde liderler arasında varılan mutabakat ve imzalanan anlaşma temelinde 11 Eylül 2008’de başlayan müzakere sürecinde taraflar bugüne kadar yüzü aşkın miktarda bir araya gelmişler ve müzakere etmişlerdir.

Yarın Cenevre’de Ban Ki Moon hakemliğinde 2010 Nisanından bugüne 3. Kez bir araya gelecek olan Eroğlu ve Hristofiyas’tan beklentiler çözüm çerçeve metninin en geç 2011 yılının sonu veya 2012’nin ilk çeyreğinde ortaya çıkarılması ve 2012’nin temmuzundan önce referanduma sunulmasının gerçekleştirilmesi ve temennilerimiz de 2 bölgeli, 2 toplumlu, 2 kurucu devletin yer alacağı ve BM parametrelerinin dikkate alınacağı bir Federal Kıbrıs’ın ortaya çıkarılmasıdır.

*****

Ancak burada esas vurgulamak istediğim, olası bir federal yapının yaşayabilmesini sağlamak için elbette bir çözüme mutlak ihtiyaç vardır ancak daha da önemlisi her iki halkın federal bir çatıda yaşayabilmesinin olmazsa olmaz koşulu birlikte ortak değerler yaratmaktan ve bu ortak değerleri yaşamın birer parçası yapmaktan geçecektir.

İki bölgelilik olmalıdır evet, 2 kurucu devlet de olmalıdır olası bir çözümde ancak artık 2 halkın yaşamın çeşitli alanlarında ortaklıklar kurmasının önünü açmak gerekmektedir.

Düşünce ve vizyonlarımızı tamamen federal bir yapının kurulmasına, federal kültürün yaratılmasına, etnik ve alt kültürleri koruyarak ancak federalist tohumların atılmasını da teşvik ederek yürümek durumundayız; eğer adamızda gerçekten kalıcı bir barış ve yaşayan bir federal yapı oluşturmak hedefindeysek.

Ortak spor kulüpleri, ortak dernekler, ortak gazeteler, ortak televizyon kanalları, ortak işyerleri, ortak fabrikalar ve daha sayısız alanlarda kurulabilecek çeşitli ortaklıklar, ortak kültür yaratılmasına mutlaka ivmeli bir şekilde katkı yapacaktır.

Burada esas önemli olan bir diğer nokta da eğitim sistemlerinde hoşgörü eğitimleri ve çok kültürcü eğitim yaklaşımlarının yer bulması ve halkların birbirlerinin dillerini öğrenmesini, sosyal ve kültürel tarih eğitimi programlarını ve federal bir kültür yaratması öngörülen çeşitli diğer programları eğitim sistemlerine katmalarının düşünülmesidir.

Federal bir çözüm için bir taraftan liderlerin yapıyı kurmaları gerekirken diğer taraftan da federal kültürün oluşması için gerekli adımların atılması kaçınılmazdır diye düşünüyorum.
Bu haber 118 defa okunmuştur

:

:

:

: