DAÜ üniversite öncesi eğitim kurumlarında yapılan usulsüz, yasalara ve tüzüklere aykırı devirden sonra ortaya çıkan anomali halen devam ediyor.
Bir taraftan okulları devralan Doğa grubu kayıtlara devam ederken diğer taraftan da işten durdurulan bazı öğretmenlerle (ki bunların özellikle eylemlere katılmayan öğretmenler olduğu söyleniyor) her biriyle farklı ücretler karşılığı sözleşme imzalıyor, diğer taraftan da özellikle Türkiye’den her branşta öğretmen istihdam etmek için arayışlarına devam ediyor. Sözleşme imzalanan öğretmenlere de özellikle kendi maaşlarını kimselere söylememeleri, eğer böyle bir durum olursa sözleşmelerini feshedecekleri belirtiliyor!
Bu arada da 18 Temmuz günü Yüksek İdare Mahkemesi açılan ara emri için kararını verecek. Yargının bağımsızlığı ve demokratik hukuk devleti olmanın gereği temennimiz yasa ve tüzüklere aykırı olan bu durumun ayrıca hak mahrumiyetini de dikkate alarak yürütmenin durdurulması ve bu arada Sayıştayın ve Savcılığın da 28 Haziran tarihinde benim ve sendikal platformun verdiği suç duyuruları hakkında raporlarını açıklamalarıdır.
Yoksa KTHY’nin başına gelenler DAÜ’nün de başına gelecek, ardından da Koop-Süt, KIB-TEK, Telefon İdaresi vb kurumlar da özelleştirme adı altında peşkeş çekilme tehditlerine maruz kalabileceklerdir.
Ancak bilinmelidir ki Kıbrıs Türk Toplumu toplumsal değerlerinin ve varlıklarının yok edilmesine artık tahammül göstermeyecek ve işçisinden işverenine, öğrencisinden emeklisine, doktorundan öğretmenine, memurundan müteahhitine, ziraatçisinden hayvancısına, turizmcisinden mühendisine, hukukcusundan esnafına ve zanaatkarına, sanatçısından güvenlik görevlisine değin her meslek grubu toplumsal mücadelesini en yüksek düzeylere ve ortak akılla çıkaracaktır.
Aksi halde UBP hükümetinin dirayetsiz ve partizanca tutum ve icraatları ülke insanlarımızı yok oluşa sürüklemeye devam edecektir.
Gelin bir fıkra ile bitirelim bugünkü yazımızı:
“Adamın biri yeni BMW arabası ile havalı havalı dolaşıyormuş. Kırmızı ışıkta durmuş. Bir kaç saniye sonra bir kamyon arkadan SHRANKKKKKK diye BMW arabaya vurmuş.
Adam dısarı çıkıp bakınca kamyondan Temel inmiş ve başlamış yalvarmaya :
- “Abi etme eyleme ben bu üç kuruş maaşla bu arabanın aynasını alamam beni bağışla. Sen büyüksün abi yaptık bi eşşeklik bağışla abi beni.”
Adam acımış Temel'e ve şikayetçi olmamış. Tam arabayı tamire götürürken yine bir kırmızı ışıkta durmuş; ve yine arkadan bir kamyon vurmuş buna. Sinirli sinirli çıkmış adam BMW arabasından tekrar.
Bir bakmış ki yine Temel!
Temel BMW arabanın sahibine camdan bağırmış:
-“Benim abi ben, devam et!”
30 yıl boyunca ülkemizi yapısalsızlaştıran ve partizanlığın dik alasını yaparak insanları üretimden kopartan, demokratik hakları budayan ve geliştirilmesine karşı koyan, Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözümdür diye diye Kıbrıslı Rumların AB’ye girişini uzaktan seyreden ve hatta onlara kapıları aralayan UBP, 19 Nisan seçimlerinde yalan vaat ve politikalarla yeniden hükümete gelmiş ve şimdi de özelleştirmelerle Kıbrıs Türk Toplumunun varlıklarını bir bir peşkeş çekmeye başlamıştır. Aynı Temel gibi de bağırıyor kendisine oy verenlere ve değiştiğini sananlara ve “benim abi ben, UBP, devam edelim” diyor!
2 KERE 2
Dünyanın en büyük zekalarının oluşturduğu bir topluluğa şu soru sorulur:
``2*2 nedir?'
Mühendis iyice eskimiş sürgülü hesap cetvelini çıkarır, şöyle bir sallar ve sonuçta:
``3.99' diye ilan eder.
Fizikçi teknik notlarını karıştırır, problemi bilgisayarında kurar ve:
``yanıt 3.98 ile 4.02 arasındadır' der.
Matematikçi dünyadan uzak, bir süre huşu içinde düşüncelere dalar, sonra da:
``yanıtın ne olduğunu bilmiyorum ama bir yanıtın varlığını kesinlikle söyleyebilirim' der.
Filozof:
``Evet ama, 2*2 ile ne demek istiyorsunuz?'
Mantıkçı:
``Lütfen 2*2'yi daha detaylı tanımlayınız.'
Muhasebeci, bütün kapı ve pencereleri kapatıp, dikkatlice çevresini kolaçan ettikten sonra:
'SİZ yanıtın ne olmasini isterdiniz?' diye sorar.
İki Yahudi arkadaş, piyasayı araştırmışlar ve o sene haki renkteki kumaşın moda olacağını öğrenmişlerdi. Bütün varlıklarını paraya çevirdiler.Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar. Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu ancak kimsenin bu kumaşlara talip olmadığı görüldü. İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi. Moiz ve Aron dertli dertli oturuyorlardı. Artık bıçağın kemiğe dayandığı bir gün kapı çalındı ve içeriye bir albay girdi: 'Siz de dedi haki renkte kumaş var mı?' Kulaklarına inanamadılar. Hemen atıldılar: 'Evet albayım var, gösterelim' dediler. Albay, dikkatle kumaşları inceledi. 'Çok beğendim', dedi. 'Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptıracağız. Ancak tabii ki benim tek başıma beğenmem yetmez. Generalimin de oluru lazım. Bana bir parça numune verin. Yarın öğlen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. Eğer telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata başlayabilirsiniz.' O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman 'ya iptal olursa' diye düşündüler. Ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile postacıyı beklediler. Gelmesin diye dua ederek. 12'ye 5 kala postacı sokağın köşesinden gözüktü. 'Belki bize gelmiyordur' diye ümitlendiler. Ancak postacı gelip kapılarını çaldı. Moiz, büyük bir kederle koltuğa çöktü. Aron da çaresiz kapıyı açtı. Postacının elinde bir telgraf vardı. Aron titreyen elleri ile telgrafi açtı, okudu ve sevinçle seslendi:
'Müjde Moiz, baban ölmüş!..'
Polise bir ihbar gelir. Temel ile Dursun kaza yapmıştır.
Polis olay yerine geldiğinde görür ki, arabalar sapa sağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
-- Anlat Temel. Olay nasıl oldu?
-- Komserum... Hava sisli olduğundan kafamı pencereden çıkarmış öyle gideydum. Meğersem Tursun da karşidan öyle geleyirmuş
Adam doktorun karşısındaki koltuğa oturdu.
- Durum çok kötü doktor bey, bir dakika önce olan herşeyi unutuveriyorum.
- Peki niçin hatırlamaya çalışmıyorsun.
- Neyi?