2 yıl 3 ay önce 19 Nisan seçimlerinden sonra tek başına hükümet kuran UBP daha Kıbrıslı Türklerin “ne iyi oldu da bu yasa geçti” dedikleri bir icraat yapmadan ve işçisi, emekçisi, iş adamı, esnafı, zanaatkarı, öğrencisi, tarımcısı, hayvancısı ve toplumun hemen tüm kesimlerini bir gün dahi hoşnut etmeden, “alan-veren”, buyuran-uygulayan” anlayışları ile ‘sözde’ hükümet etmeye devam ediyor.
2 yıl 3 ay önce 19 Nisan seçimlerinden sonra tek başına hükümet kuran UBP daha Kıbrıslı Türklerin “ne iyi oldu da bu yasa geçti” dedikleri bir icraat yapmadan ve işçisi, emekçisi, iş adamı, esnafı, zanaatkarı, öğrencisi, tarımcısı, hayvancısı ve toplumun hemen tüm kesimlerini bir gün dahi hoşnut etmeden, “alan-veren”, buyuran-uygulayan” anlayışları ile ‘sözde’ hükümet etmeye devam ediyor.
Özellikle dış politikada hiçbir adım atmayan, iç politikalarda ise attıkları her adımda protestolarla karşılaşan UBP hükümeti, 19 Nisan seçimlerinde kendilerine oy verenler tarafından bile destek bulamıyor.
Kurulduğu ilk günden beridir çeşitli koalisyon olasılıkları ile gündemi meşgul eden ve bazı siyasi partileri kendisine destek verecek pozisyonlarda tutan UBP hükümeti, günü geldiğinde de milletvekili transferlerini gerçekleştirerek iktidarını sayısal anlamda zoraki sürdürür olmuş ve mecliste muhalefetin hiçbir önerisini dikkate almadan, sivil toplum ve sendikaların görüşlerine değer vermeden “önlerine konan” yasa tasarılarını zorlama 27 sayısı ile ivedilik alarak mecliste yasalaştırma yoluna gitmişlerdir.
KTHY’nin batmasına, DAÜ üniversite öncesi eğitim kurumlarının peşkeş çekilerek Türkiye’den bir okula devredilmesine, TED kolejine fuar alanından 30 dönüm arazi ve yatırım kredisi verilmesi yolu ile temel eğitim okulları açılmasına, KOOP-SÜT/KIB-TEK/Telefon İdaresi vb toplumsal kurumların geliştirilmesine katkı koymak yerine zarar etmelerini istercesine davranarak özelleştirilmeleri için çaba göstermesine, giderek bozulan demografik yapının normalize olmamasına ve yeni vatandaşlıkların gündeme getirilmesine, kayıt dışı çalışan ve işverenlerin artmasına, kamuda eşitsizlik ve adaletsizliğin artmasına, partizanca devlete hala istihdam yapmasına vb uygulamalara göz yuman/imza atan ve tüm bunları eleştiren ve protesto edenlerin de “marjinaller” ve “beslemeler” sıfatları ile anılmalarını sağlayıp hatta bu gelişmeleri eleştirenleri “güneydekilere benziyorlar” söylemlerine maruz bırakan bir “iktidar” ile karşı karşıyayız tam 2 yıl 3 aydır.
Halk tabiri ile “sıfırı tüketen” bu UBP iktidarı 20 Temmuz’u tam bir “can simidi” olarak kullanmış ve hem “hamasi” söylemlerle milli duyguları kullanarak bir kısım insanların gözlerini boyamış hem de Türkiye’nin son dönemlerde istikrarlı bir biçimde yükselen ekonomisini ve TC Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın karizma ve gücünü kullanarak başta Kıbrıslı Türklere “gövde gösterisi”nde bulunmuş ve uygulama ve anlayışları protesto edenlere karşı “kontrolsüz polis gücü” dahi kullanmıştır.
Özellikle Ekim ayında New York’ta devam edecek olan Kıbrıs müzakerelerinin 2011 yılı sonunda bir anlaşmaya dönüşmesi ve 2012 yılının ilk çeyreğinde referanduma gidilmesinin zorlanmasının önemi biz Kıbrıslı Türkler için hayati öneme sahipken birilerinin çıkıp da “Ekimde bu iş ya bitecek ya bitecek” demesi geçmişten bugüne kadar “çözümsüzlük çözümdür” politikalarını savunanların ‘iştahlarını kabartmıştır.’
Bunun yanında özellikle bazı basın mensupları ile görüşürken Sayın Erdoğan’ın “Kıbrıs’a nüfus göndermemizi istemiyorsanız 4’er çocuk yapın ve nüfusunuzu artırın” demesi, ve yine bazı siyasilerle görüşürken de “gelenlerin niteliklerinde sorun varsa bundan sonra daha nitelikli insan gücü gönderelim” önerisi demografik yapının sorgulandığı ve Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetme istemlerinin arttığı bir dönemde gündeme getiriliyorsa “şaka ile karışık”, oldukça manidar olarak değerlendirilmelidir düşüncesindeyim.