Birlikte onurlu yaşayabilmek

Herhangi bir konuda mutlak doğru olmadığı, bir problemin çözümünün tek bir yolla olamayabileceği, sorunlardan çıkış yolları aranırken önemli olanın doğru olduğu kabul edilen çeşitli yollar arasından optimal doğru olanı seçip bunu işlevsel hale getirmek olduğu bilinmektedir.

Herhangi bir konuda mutlak doğru olmadığı, bir problemin çözümünün tek bir yolla olamayabileceği, sorunlardan çıkış yolları aranırken önemli olanın doğru olduğu kabul edilen çeşitli yollar arasından optimal doğru olanı seçip bunu işlevsel hale getirmek olduğu bilinmektedir.

İnsanlar veya çeşitli gruplar arasında farklı görüşler olabileceğini kabul etmek ve ortak bir probleme çözüm ararken tüm farklı görüşleri değerlendirmek çağdaş olmanın bir gereğidir. Bu yöntem demokratik katılımcılık olarak da adlandırılabilir.

Farklılıkları değerlendirebilmenin temel şartlarından bazıları ise farklılıklara değer vermek, insanları dinlemek, empati yapmak, gerektiğinde susmak, hoşgörülü olmak, objektif bir biçimde gözlem yapmak, paylaşabilmek ve belki de en önemlisi “insanı sevmektir” denilebilir.

Bu konu ile ilgili olabileceğini düşündüğüm aşağıdaki anonim anlatıyı gelin birlikte değerlendirelim:



“Bir gün, bir dağ güneşle birlikte güne uyandı.
Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi.
Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki: 'Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor.'


Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.
Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı.
O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

'İiiiiiiiihhhhhh, bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı neden bozuyor şimdi?”

Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.
Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı.
Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti.
Düşen taşlar da ona hiç bir zarar vermedi.
Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre...
Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu.

Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

'Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu? Kabul et gerçeği, her şey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede her gün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE.'

Dağ denize sordu: 'SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?'

Deniz: 'Bak... Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin... Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin... Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin...'



UBP hükümetinin de sanırım artık kendi icraatları nedeniyle ülkede olan bitenin farkına varabilmesi ve toplumun tüm kesimleri ile birlikte yaşayabilmesi için aynı dağ gibi seyretmeye, susmaya ve dinlemeye ihtiyacı var. Onlarsa konuşan yalnız kendileri olsun istiyorlar ve halkı susturmaya ve sindirmeye çalışıyorlar aylardır. UBP hükümete geldiği günden beridir halktan tamamen kopuktur ve farklılıkları değerlendirebilecek yetilere sahip olmaktan çok uzaktır.

Aynı dağ, deniz, güneş, fare ve balıklar gibi hep birlikte yaşayabilmenin ve sistemin düzenli çalışabilmesinin yollarını hepimiz ortak akılla bulabilecekken, yaşamın güzelliklerini de zorluklarını da birlikte deneyimleyebilecekken, sırf yalnız kendi doğrularında yaşamaya çalışıp halkı hiçe saymak, halkın onurlu, huzurlu, kendine güvenen ve üreten bir halk olarak yaşamasının önünde set olmak, ne insanı ne de halkı sevmektir!

SIRF MANZARA VE LÜKSLERİ BOZULMASIN DİYE BAŞKALARINI HİÇE SAYANLARLA BUNDAN ÖNCE OLMADIĞI GİBİ BUNDAN SONRA DA YÜRÜYECEK YOLUMUZ YOKTUR!
BİZLER ACIYI DA TATLIYI DA PAYLAŞARAK YEMEYİ VE YAŞAMAYI ÖĞRENDİK BU TOPRAKLARDA…
BUNDAN SONRA DA KENDİ EKMEĞİMİZİ TAŞTAN ÇIKARACAK OLSAK DA YAŞAMAK İÇİN ÇIKARACAK, PAYLAŞACAK VE ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ;
ANCAK BİLİNSİN Kİ İKİ LOKMA EKMEK İÇİN HİÇBİR ZAMAN İCAZET ALMAYACAK, DİLENMEYECEK VE ONURUMUZLA YAŞAYACAĞIZ…
Bu haber 131 defa okunmuştur

:

:

:

: