Geçmişten günümüze değin sömürgeciler işgal ettikleri ülkelerin halklarını diğer halklardan farklılaştıran kültürel değer ve kimliklerini bastırmaya, görünmez kılmaya, alay konusu etmeye, hatta o halkları kendi kimlik ve kültürel değerlerini değiştirmeye özendirdiler.
Sömürgeciler genellikle işgal ettikleri ülkelerin yerleşim yerlerinin isimlerini de değiştirerek o ülkede yaşayan halkların geçmişleri ile bağ kurmalarının da önüne geçtiler. Hatta daha da ileri gidip insanların isimlerini bile değiştirmeleri zorla isteyen sömürgeciler de olmuştur tarihte. Dillerine, inançlarına ve dinlerine, gelenek göreneklerine ve kültürel değerlerine saldırı yapılan halklar da çoktur tarih sayfalarında.
Sömüren ülke insanları sömürülen ülke insanlarını küçük görerek onların da kendilerini küçük görmelerini sağlamak için her yolu denediler. Sömürenler ulvi olurken ve hep özenilen, sömürülenler ise güçsüz ve zavallı oldular süreç içerisinde.
Sömüren ülkeler sömürdükleri ülkelerin taşını toprağını, doğal kaynaklarını, dağlarını, denizlerini tüketirken, sömürdükleri ülke insanlarını asimile ederek kültürel zenginliklerini yok edip kendi kültürlerini onlara enjekte ettiler süreç içerisinde.
Ve tüm bunlar aynı bir kurbağanın yavaş yavaş ısıtılıp haşlanarak öldüğü gibi sürece yayıldığından, sömürülen ve asimile edilen toplumlar da yavaş yavaş kendi öz kimlik ve kültürlerini kaybederken çoğu zaman bu değişimin karşısında duramadılar. Yoksa zaten bu sömürü ve asimilasyon bir anda ve baskı ile olsaydı, yine kaynamış bir suya atıldığında fırlayıp kaçan kurbağa gibi sömürü ve asimilasyona karşı çıkabilirdi.
“Sömürgecilik, Dil ve Asimilasyon” başlıklı yazısında Yılmaz Çamlıbel öylesine çarpıcı bir biçimde anlatıyor ki burada da bahse konu edilen sömürgeciliği ve asimilasyonu, etkilenmemek olası değil.
Sömürgecilik konusunda Afrikalı bir bilge kişi şöyle diyor:
“Beyazlar buraya gelmeden önce, Afrika bizimdi, İncil onların. Onlar Afrika’ya geldikten sonra İncil bizim oldu, Afrika onların.”
Bir başka sömürgecilik anekdotu da Cezayir Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önderi olan Ahmed Bin Bella ile ilgili. Bir Fransız sömürgesi olan Cezayir’de yaşayan ve Cezayirli olan Ahmed ne ilginçtir ki Arapça bilmiyordu!
Mücadele yıllarında düzenlediği bir basın toplantısında Ahmed’e bir Fransız gazetecinin kendini küçük düşürmek için: “Ekselansları siz Arap halkının kurtuluşu için çalıştığınızı söylüyorsunuz, ama Arapça bilmiyorsunuz“ diye söylediği sözlere Ahmed şu şekilde cevap vermişti:
“Doğru söylüyorsunuz, ben bir Arap’ım, ama Arapça bilmiyorum. Bize medeniyet getirdiklerini söyleyen Fransız sömürgeciler, bizleri anadilimizi konuşamaz hale getirdiler. Sadece bu durum bile, Fransız sömürgeciliğine karşı baş kaldırmak ve onları ülkemizden kovmak için yeterli bir nedendir.“
Günümüzde birçok ülkede olduğu gibi halen ateşkes altında yaşadığımız ve demokratikleşme/çözüm/barış mücadelesi verdiğimiz ülkemizde de, hem güneyde hem kuzeyde, halen mikro milliyetçilik ve hatta ırkçılık en büyük tehlikelerden biri olarak göze çarpmaktadır.
Kıbrıs’ın kuzeyinde 1975 nüfus mübadelesi ile toplandık. Kıbrıs’ın güneyinden kuzeyine göç eden insanlarımız olduğu gibi 1974 sonrası başlangıçta tarımsal işgücü altında, sonradan da çeşitli nedenlerle Türkiye’den Kıbrıs’ın kuzeyine gelen/getirilen insanlarla birlikte bu ülkede yaşam mücadelesi vermeye başladık yıllardır.
Bu ülkenin yurttaşları olarak insanca yaşamaktan ve birer dünyalı olmaktan başka bir isteğimiz olmadı. Eşitlik, adalet, insan hakları, barış ve ürettiğimizi satabilmek bizlerin en temel beklentileridir. Demokratik bir düzen için savaşıyor ve kendi kendimizi yönetmek için mücadele ediyoruz.
Ancak hem de bu çağda birileri geliyor ve bizlere neredeyse “kesikten kesmeyin, bütüne dokunmayın, yeyin da utanmayın” diyor ve ilave ediyor: “ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur!”
Yakın bir gelecekte Afrikalı Bilge kişinin sözlerini burada da yaşayıp “İmam Hatipler bizim oldu, Kıbrıs onların” demek istemiyorsak, Kıbrıs’ta demokratik bir düzenin kurulması, kendi kendimizi yönetmek ve Kıbrıs’ta Birleşik Federal bir yapı ile barışa bir şans vermek için mücadelemizi yükseltmeliyiz, Kıbrıs’ın kuzeyine her nereden gelmişsek hep birlikte.