Öğretmen yetiştirmek, herhangi bir meslek grubunun eğitiminden çok daha farklıdır ve dahası, “nasıl bir toplum ve ne için eğitim” istediğimiz konusuyla ilgili geniş içermeler taşımaktadır.
Bilindiği üzere okul ve öğretmenler, bir toplumun yaşamını sürdürebilmek ve toplumu dönüştürebilmek için gereksindiği başlıca toplumsallaştırma kaynakları arasındadır. Buna göre önemli olan, öğretmen eğitiminin tek başına nasıl olması gerektiği değil, üretim ve güç dağılımı dâhil, toplumda ve dünyada olup bitenlerle bu eğitim arasında nasıl bir ilişki kurulacağı olmalıdır. Bu ilişkinin kurulması, siyasi politikalardan ve çeşitli ideolojilerden bağımsız; bilimsel ilkeler, evrensel değerler, demokrasi ilkeleri, anayasal hakla, çağdaş ve laik bir eğitim politikası çerçevesinde gerçekleştirilmelidir görüşü benimsenmelidir.
Genel ilke olarak öğretmen adaylarının eğitim fakültelerinde ve öğretmen akademilerinde yetiştirilmesi sağlanmalı, evrensel düzeyde lisans ve lisansüstü eğitim ölçütlerine uymayan uygulamalara son verilmelidir. Öğretmen yetiştirmek, toplumun geleceğini biçimlendirmede en önemli araç olarak görüldüğü için genel ifadeyle siyasete alet edilen eğitim alanlarının başında gelmektedir. Hükümet kuran siyasi partilerin halka yönelik tutum, tavır ve yönelimlerini algılayabilmek için, öğretmen yetiştirme ve istihdam etme politikaları açısından yaptıklarını ve yapmadıklarını saptayarak, bakış açılarının satır aralarını okumak çok öğretici olabilir.
Yapıları, hedefleri, işlevleri açısından diğer alanlardan farklı olan eğitim ve eğitsel sorunlara bakış açısı ve çözüm yaklaşımları, uygulanan konsepti anlamakta ve anlamlandırmakta doğal olarak farklı yorumlanmak zorundadır. Ancak temel yaklaşım bilimin evrensel ve tartışmaya açık rehberliği ve önderliği olmalıdır. Kuşkusuz ki eğitim fakülteleri ve öğretmen akademileri öğretmen adaylarının seçimi, yetiştirilmesi, değerlendirilmesi konusunda yaptıkları kuramsal ve ampirik araştırmalarla önemli bir veri tabanına sahiptir. Akademisyenlerin, yılların birikimine dayalı donanımlarıyla ortaya koydukları değerlendirmeleri uygulamalarda yön verici olduğu da varsayılmaktadır.
Hükümetlerin, bilimsel veriler yerine politik kaygılara dayalı çözüm arayışlarıyla oluşturulacak politikaların ülkenin eğitim sorunlarına uzun dönemli ve ideal çözümler sağlayamayacağı açık seçik olarak bilinmektedir. Buna karşın hükümet ve üniversiteler arasında öğretmen yetiştirmekte, istihdamda ve sözleşmeli öğretmen alımlarında bir güven bunalımı vardır. Bu güven bunalımının aşılmasında Eğitim Bakanı'nın gerektiğinde bilim adamı gözlüğünü takarak, bilimsel katkı alarak eğitim sorunlarına bakabilmesi önemli bir katkı sağlayabilecektir. Çünkü doğal olarak sorunlara yaklaşım, çözümün nasıl olacağını da belirler. Üniversitelerin, bilimsel, objektif ve tutarlı tavırlarıyla siyasi liderlere ve topluma yön vermesi gerektiği düşünülüyorsa geçersiz meydan söylemleri yerine çözüme yönelik acil çalışmalar yapılmalıdır. Akademisyenlerin, optimal gerçek çözümün, hangi doğrultuda olduğuna ilişkin; günlük, bireysel, mesleki kaygıların ötesinde düşüncelerini ve değerlendirmelerini açıklaması, bilimsel ve evrensel değerleri savunması ve sorunları çözmede etkin yöntemlerle uğraş vermesi gereklidir. Bunların yapılabilmesi için de özgür konuşma, çalışma platformları oluşturulmalıdır. Demokratik ve katılımcı çalışmalar, araştırma geliştirme analizleri, eğitim şûraları bu bağlamda çok önemlidir. “Ben karar verdim ve yaptım” söylemleri, tutarsız eğitim politikalarına dönüş, gerici ve çağ dışı anlayışlarla anti demokratik, anti laik ders sistemlerini dayatmaya ve genelin gereksinimlerini göz ardı ederek kimi grup ve çevrelere imtiyaz sağlayacak yaklaşımlar, ülke eğitimini temelden yozlaştıracak etkenlerdir.
Öğretmen, yetiştirme bir ülkenin gelecek nesillerini yetiştirmenin temel adımlarıdır. Eğitsel literatürde, eğitim olgusunun devamlı etkileşimde bulunduğu üç temel yapı taşı öğrenci, öğretmen ve program olarak adlandırılmaktadır.
Bu yapıda doğal olarak eğitim sisteminin etkililiğinin ve verimliliğinin, bu üç öğenin belirli bir hedefe doğru bir uyum içerisinde ilerlemesi ile olası olduğu söylenebilir. Bu öğelerin herhangi birinde meydana gelebilecek bir bozukluk, zayıflık, verimsizlik veya yanlış işleyiş bütün bir sistemin verimliliğini düşürecektir.
Bilinmektedir ki okul dediğimiz sosyal sistemin en önemli ve en etkin nüvesi öğretmendir. Bir ülkede öğretmenliğin meslek olabilmesinin ön koşulu, devletin öğretmen için yetiştirme ve çalışma ölçütleri koyması, denetim ve rehberlik yapması olmaktadır. Ancak geçmişten günümüze öğretmen yetiştirmede ortaya konulan ve uygulanan ölçütlerin çoğu zaman karmaşık, çelişkili ve yeterli olmadığı görülmektedir. Çünkü öğretmen eğitimi toplumlardaki siyasal, sosyo-ekonomik ve kültürel gelişmelere paralel bir yol izlemektedir.
Konuyla ilgili olarak YÖK raporlarından da özetlendiğinde, eğitim fakülteleri ve öğretmen akademileri öğretmen yetiştirme programlarının yeniden yapılandırılması gerekçeleri olarak şu noktalar ileri sürülmektedir:
(a) Varoluş amacı “gereksinim duyulan alanlarda nitelikli öğretmenleri yetiştirme” olan eğitim fakülteleri ve öğretmen akademisi bu amacından “bilim ve temel araştırma yapma” doğrultusunda sapmıştır.
(b) Eğitim fakülteleri ve öğretmen akademisinde uygulanmakta olan alan öğretmenliği programları ile fen-edebiyat fakültelerinin programları arasında tıpatıp benzerlikler oluşmaya başlamış, eğitim fakülteleri ile fen edebiyat fakülteleri arasında etkili bir işbirliği gerçekleştirilememiştir.
(c) Eğitim sisteminin öncelikli olarak gereksinim duyduğu sınıf öğretmeni ve okul öncesi öğretmeni yetiştirmede yetersiz kalınmıştır.
(d) Eğitim fakülteleri ve öğretmen akademisinde öğretmen adaylarına “alan öğretimi” yeterince yapılmamış ve ihmal edilmiştir.
(e) Türkiye’de YÖK ve Kıbrıs’ın kuzeyinde YÖDAK ile öğretmene gereksinimi olan ve onu istihdam eden Milli Eğitim Bakanlığı arasında sağlıklı ve verimli bir işbirliği kurulamamıştır.
(f) Eğitim fakülteleri ve öğretmen akademisinin kaynakları nitelikli öğretmen yetiştirme doğrultusunda değil, temel araştırmalar yapma doğrultusunda kullanılmıştır.
(g) Eğitim fakülteleri ve öğretmen akademisi öğretmen yetiştirme programlarında yer alan dersler, konuları, içerikleri ve bütünsellik özellikleri bakımından gereken nitelik ve özelliklere sahip öğretmenleri yetiştirmekten uzaktır.
Uzun yıllar bilgi aktarımcılığı geleneği içinde kalmış öğretmenlik eğitimi artık bilimsel bir temelde biçimlenmeye başlamalıdır. Bilindiği gibi, içinde yaşadığımız zaman dilimi bilgi çağı olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir bilgi çağı ortamında temel vurgu, bilginin nesnesinde değil, bilgi üreten ve kullanan bireydedir. Bu bireyi yetiştirecek olan öğretmenleri yetiştirecek sistemin uzun yıllar dirençle uyguladığı bilgi aktarımcılığı geleneğini yıkması ve yerine akademik anlayışı getirmesi beklenen bir sonuç olarak karşımızdadır. Bunun için kazanımların korunması gerekmektedir.
Eğitim fakültelerinde ve öğretmen akademisinde görev yapacak öğretim üyelerinin “Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme” temel alanında uzmanlaşmış kişilerden seçilmesi büyük önem arz etmektedir. Genel kültür ve formasyon dersleri kesinlikle eğitim fakültesi ve öğretmen akademisi öğretim üyeleri ve alan dersleri de ilgili fakültelerin öğretim üyeleri tarafından verilmelidir.
Eğitim fakülteleri ve öğretmen akademisinin öğretmenlik mesleğinin biricik kaynağı olması, öğretmenlerin kimlik gelişimine ve onların mesleki dayanışmasına önemli katkılar yapacak ve sonuçta bu katkıların ülkemizin ihtiyacı olan bireylerin yetiştirimine olumlu yansımaları olacaktır.
Ülkemiz eğitim sisteminde bir dönüşümün yaşandığı bu süreçte öğretmen eğitimi üzerinde ciddi olarak durulmalı ve Eğitim Bakanlığının ilgili Öğretmen Sendikaları ve Derneklerle birlikte çalışması mutlaka hayata geçirilmelidir. Bu noktada elbette üniversitelerin ve öğretmen akademisinin de etkin katılımının sağlanması ve evrensel bilimsel görüşlerin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki hangi eğitim sistemi uygulanırsa uygulansın, sistemin başarıya ulaşabilmesinin birinci temel şart öğretmenlerin bu sistemi en etkili ve verimli şekilde uygulama becerilerine sahip olması ve sisteme inanmaları ile mümkün kılınabilir.
BU YENİDEN OLMASI GEREKEN YAPILANDIRMA SÜRECİNDE ÖĞRETMEN AKADEMİSİ ÜZERİNDE SON GÜNLERDE DÖNEN UBP KAYNAKLI SİYASİ MANEVRALARDAN KESİNLİKLE EĞİTİM BAKANININ UZAK DURMASI GEREKMEKTEDİR.
UNUTULMASIN Kİ ÖĞRETMEN AKADEMİMİZ BU ÜLKENİN EN KÖKLÜ KURUMLARINDANDIR VE KAPATILMAYI DEĞİL GELİŞTİRİLMEYİ BEKLEMEKTEDİR.