CTP 22 Şubat tarihinde gerçekleştirmiş olduğu tezler kurultayında dünyada, bölgemizde ve ülkemizde oluşan yeni konjonktürü de değerlendirerek yeni politik tezlerini tartışmış ve onaylamıştır.
Politik tezlerin giriş kısmında belirtilen şekli ile CTP şöyle anlatılmaktadır:
“CTP, 1970 yılında kuruluşundan bu yana, sosyalizmin hedefleri doğrultusunda ve sosyalist ilkeler rehberliğinde, Kıbrıs sorununun federal bir yapı çerçevesinde çözülmesi ve ülkemizde demokrasinin, özgürlüğün, sosyal adaletin ve dayanışmanın tesis edilmesi için mücadele etmiştir. Süreç içerisinde, ülkemizde, bölgemizde, sol teoride ve dünyada birçok değişim yaşanmış; CTP, temel ilke ve hedeflerinden hiç sapmadan, yaşanan değişimin gerekli kıldığı uyarlamaları gerçekleştirmiştir.
CTP 1970 yılında kurulur kurulmaz, mensuplarının toplumdan dışlanması için yoğun bir kampanya başlatılmış, Partililerin konuşması yasaklanmış, seçimlerde gösterilen adayları ölümle tehdit edilmiş; ama CTP, egemen çevrelerin bu baskılarından hiçbir zaman yılmamış, mücadeleye kararlılıkla devam etmiştir. Basın özgürlüğü ve sendikal haklar, demokrasinin yerleşmesi, barış umudunun hep canlı kalması, halkların kardeşliği inancının yaygınlaşması gibi konularda, bugün 1970’li yıllardan çok daha ileri bir noktada bulunulmasında, CTP’nin muhalefette ve iktidarda verdiği mücadelenin katkısı göz ardı edilemez.
Özellikle 1990’lı yıllarda ortaya konulan politik tezler, Kıbrıs sorununun federal çözümü ile birlikte Avrupa Birliği (AB) vizyonu konusunda yapılan çalışmalar ve Annan Planı’nın referanduma sunulmasının sağlanması amacıyla yürütülen mücadele, Kıbrıslı Türklerin kendi tarihlerinin öznesi olması ve dünyayla bütünleşmesi hedeflerine ulaşılması için her alanda verilen kavga, CTP’nin nasıl canla başla çalıştığının en açık kanıtlarıdır.
Bu yöndeki çalışmalar 2002’den itibaren yeni bir siyasi projeye dönüşmeye başlamış, CTP-Birleşik Güçler (BG) açılımının da etkisiyle halkın büyük desteği sağlanmış ve Parti, 2003 seçimlerinden % 34 oyla, 2005 seçimlerinden de % 44 oyla birinci sırada çıkmıştır. 2006 ara seçimlerinde boşalan iki milletvekilliğini de kazanan Parti, 50 sandalyeli KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde 25 milletvekiline ulaşmıştır. Parti, yasama organında elde ettiği bu güç sayesinde, Birleşik Federal Kıbrıs’ın kurulması ve AB üyeliği için referandum hakkını Kıbrıslı Türklere kazandırmış; 24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs’ın kuzey ve güneyinde eş zamanlı yapılan referandumda “evet” kampanyasına öncülük ederek, halkımızın uluslararası toplumca “çözümü isteyen taraf” olarak kabul edilmesine yol açan kuzeydeki referandumda % 65’lik güçlü bir “evet” çıkmasında son derece önemli bir rol oynamıştır. Bu arada Parti, 2005 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dönemin Parti Başkanı Mehmet Ali Talat’ı aday göstermiş ve seçim sonucunda, % 55 oy alarak Cumhurbaşkanı seçilmesinde önemli bir rol oynamıştır.”
Bu uzun girişten sonra belirtmek istediğim, özellikle AKP’nin henüz daha yeni kurulmuş bir parti iken ve Kurucusu olan Sayın Erdoğan’ın siyasi yasaklı olarak kendisinin aday olamadığı 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimleri yüksek bir oy oranı ile kazanması ve tek başına iktidara gelmesinin tam da 8 gün sonrası yani 11 Kasım 2002 tarihinde Annan Planı’nın taraflara sunulması AKP’nin önüne konan büyük bir fırsattı diye düşünüyorum.
Hatta Kopenhag ve Lahey şanslarının kaçırılmasına kadar Kıbrıs’ta başat ve etkin bir rol üstlenmemiş olan AKP, bilahare CTP’nin görüşleri çerçevesinde bir çözüm politikası belirlemiş ve dünyaya Türkiye’nin barıştan yana olduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümünde “1 adım önde olma” politikasını ortaya koymuştur. AKP’nin inandırıcılığı ise, CTP’nin kurulduğu günden beri sürdürdüğü barış politikalarının dünyada prestiji olduğunu bilen AKP’nin CTP’nin yanında sürdürdüğü politikalarla sağlanmıştır. Hatırlanacaktır ki Sayın Abdullah Gül referandum sonrası verdiği bir demeçte “eğer AKP olarak bir süre daha önce iktidara gelebilseydik ya da Kıbrıs konusuna daha vakıf olabilseydik, Kopenhag ve Lahey süreçleri kaçırılmaz ve çözüm gerçekleşebilirdi” demişti. Referandumda da bu politikayı sürdüren AKP artık dünyanın takdirini kazanmanın yanı sıra özellikle de “Ergenekon” diye bilinen ve ordu üzerinden güç kullanan belli çevrelerin de güçlerini kırmanın adımlarını atabilmiştir.
AKP 2003-2008 yılları arasında CTP üzerinden kendisini barış ve demokrasi yolunda yürütüp inandırıcılık kazanırken özellikle Kıbrıs’ta sürdürülen politikalarda aslında CTP’ye ne kadar güvenebileceğini de test etmiş, başta Kıbrıslı Türkler’in kendi kendini yönetme olgusunda ortaya koydukları politikalara ve çözüm için proaktif olunmasına hep endişeyle yaklaşmıştır.
AKP’nin bugün Türkiye’de ulaştığı nokta ve dünyada kazandığı prestijin oluşmasında CTP’nin barış politikalarının büyük bir rolü vardır. Ancak, AKP 2008’den sonra CTP’nin politikaları sonucunda gelebileceği yerlere geldiğini düşünerek Kıbrıs sorununun çözümü noktasında CTP’den giderek farklılaşmış ve bugün geldiği noktaya gelmiştir.
CTP’ye düşen misyon ise bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Birleşik Federal Kıbrıs tezine sahip çıkmak ve çözüm doğrultusunda mücadele etmektir. Ayrıca Kıbrıs Türk Halkının çıkarlarını ve varlığını korumak ve geliştirmek de CTP’nin olmazsa olmaz mücadele alanıdır.