Öncelikle 3 Nisan 2011 tarihinde Star Kıbrıs gazetesinde yayımlanan “Ayırımcılıktan Şovenizme” başlıklı köşe yazımdan bir bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle bugün bir kez daha:
“Şovenizm herhangi bir neden olsun veya olmasın, gerekçelerinin maddi temeli olsun veya olmasın, herhangi bir şeye karşı geliştirilen aşırı bağlılıkla başlamakta, bu bağlılığı gösteren birey ya da gruplar bağlılık besledikleri şeyin karşıtına da aşırı düzeyde nefret ve kötü niyet duyguları taşıyarak olumsuz tutumlar geliştirmektedirler.
Bu aşırı bağlılığın ve karşıtına karşı aşırı nefretin analizlerini yapmak, neden olacağı olumsuz ve sağlıksız gelişmeleri düşünmek şovenizme tutulan şovenistler için bir genel değerlendirme sürecini gündeme getirmemektedir. Şovenizm kavramı Nicolas Chauvin’in soyadından gelen bir sözcükten türemiştir. Napoleon'un ordusunda asker olan Nicolas Chauvin isimli bu Fransız, savaşta tam 17 kez ölümcül derecede yaralanmış olmasına rağmen yaşamı pahasına ve inatla yılmamış ve hem Napolyon hem de Fransa için savaşmaya ve karşı ordulardaki insanları gözünü kırpmadan öldürmeye devam etmiş bir kişiydi. İşte hem bağlılığı için ölene kadar savaşan hem de savaşırken nefrete varan derecede duygularla kendi düşmanlarını öldüren bu Napoleon'un askeri Chauvin'i model alan aşırı saldırgan bir milliyetçilik için 'şovenizm' denilmeye başlandı.
Şovenistler kategorik olarak ve mutlak bir biçimde kendilerinde şovenizmi doğuran şeye karşı aşırı bağlılık tutumları geliştirmekte ve yine kategorik olarak bu bağlılığın karşıtlarına arada herhangi bir negatif sürtüşme olmasa dahi kategorik olarak düşmanlık beslemektedirler. Şovenizm farklı türlerde ortaya çıkabilir özelliklere sahiptir. Etnik milliyetçilikten tutun da futbol veya başka bir alanda takım tutmaya, bölgecilikten tutun da siyasi parti tutmaya, okul şovenizminden meslek şovenizmine ve hatta okuduğu gazete şovenizmine kadar hayatın birçok alanında yer alan birçok şey üzerine olabilir şovenizm.
Ancak hangi türü olursa olsun şovenizm farklılıklara saygı duymamaktan, hoşgörüsüzlükten, iletişimsizlikten, empati yeteneğinden yoksun olmaktan, farklı olayları değerlendirebilme ve ayrıştırabilme yeteneğinden yoksun olmaktan, insanları sevmemekten, kendini aşırı derecede sevmekten ve bağnaz bir biçimde kendinden başkalarını dikkate almayıp ben merkezli olmaktan, çok yüksek düzeyde narsist duygulara sahip olup narsistik hareket ve düşüncelerini kontrol edememekten vb durumlardan beslenmektedir. Şovenizm nasıl ki örneğin futbol taraftarlarının bazılarını holiganizm doruğuna ulaştırıp holiganist yapıyor ve karşı takım taraftarlarına düşmanca saldırtıyor, etnik milliyetçileri de ırkçılık doruğuna ulaştırıp ırkçı yapıyor ve kendi kanından olmayan karşıtlarına öldüresiye saldırtabiliyor. Hatta öyle durumlarda karşımıza çıkabilir ki futbol takımı şovenizmi bir anda kendini ırkçılığa kadar götürebilir ve etnik milliyetçiliğin saldırgan tutumlarına dönüştürebilir. Hangi türü olursa olsun şovenizm normal bir tutum değildir ve insanlığa olumlu bir getirisi yoktur. Tam tersine insanlar ve gruplar arasında çatışmaları körükleyen, ırkçılık boyutuna ulaştığında ise katliamları dahi hayata geçirmekten çekinmeyen bir sapkınlıktır denilebilir. Tarihte bunun birçok acı örnekleri mevcuttur. Hitler Almanyası döneminde yaşananlar konunun nerelere kadar vardırılabileceğini gösteren örnekler içerisinden yalnızca bir tanesidir…”
Şovenizm ve ırkçılık dünyamızı tehdit eden en önemli sorunların başında gelmektedir. Özellikle göç ve göçmenlik konuları üzerinde tüm dünyanın birlikte çalışmalar yürüttüğü son yıllarda göç alan ve göç veren ülkelerin birlikte ortak projelerle bu sorunu insan odaklı bir anlayışla çözerken göçmenlerin göç ettikleri ülke toplumu ile uyum süreci yaşamaları ve bu süreçte farklılıklara saygı gösterilerek farklılıkların eşitliğinin öne çıkarılması önem kazanmaktadır.
Etnik ve diğer türden ayırımcılıkların ırkçılığı tetiklediği bir gerçeklik olarak kabul edilirken yine etnik ve diğer türden farklılıkları göz ardı ederek farklılıkları bütünleştirip aynılaştırmaya çalışmak da ırkçılıktır ve hatta bu türden ırkçılık asimilasyonu da içerdiğinden bunun adı süper ırkçılıktır.
Özellikle Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardan beridir sürdürülen “giden Türk gelen Türk” politikaları ve Kıbrıslı Türkler ile Türkiye insanlarını ille de aynılaştırmaya çalışmak, ortak kültürel ve diğer türden benzerliklerini öne çıkararak farklılıkları göz ardı etmek ve “Kıbrıslı Türk” kimliğinden rahatsız olup “hepimiz Türk’üz” deyişi ile aslında Türkiye’nin kendi içerisinde dahi var olan farklı alt kimlikleri, Kürt’leri, Laz’ları, Çerkez’leri, Süryani’leri, Balkan Göçmenleri’ni, Roman’ları ve diğer tüm etnik unsurları yok saymak süper ırkçılık değil de nedir?
Hele yaşadığınız ülkede hala “ateşkes” şartları ile yaşıyorsanız ve “egemen bir devlet” olarak kendi kendinizi yönetme mücadelesi veriyorsanız 21. Yüzyılı yaşadığımız bu yıllarda, toplum ve KKTC vatandaşları olarak kendi ülke çalışma yaşamını, istihdam politikalarını, eğitim politikalarını ve ülkenin her alandaki yatırım ve gelişme projelerini kendiniz kararlaştıramıyorsanız, ekonomik olarak destek aldığınız tek dost ve kardeş ülke olan Türkiye’den ardı arkası kesilmeyen nüfus akışı devam ediyor ve bu nüfus akışı ülkenizin demografik yapısını giderek alabora ediyorsa ve siz bu konularda söz söylemeye çalışıp KKTC vatandaşlarının egemenliğinden bahsetmeye çalıştığınızda eleştiriliyor ve ayırımcılık yaptığınız söyleniyorsa ve sonuçta garantör ve dost ülke başbakanı sizin ülkenize gelip “nüfusun 1 milyon olması gerekiyor, şuraya yatırım yapacağız, buraya havaalanı gerekiyor” vb sözler sarfedebiliyorsa KKTC vatandaşlarına “beslemeler” dedikten 5 ay sonra hangisi ayırımcılık ve hangisi ırkçılık ya da süper ırkçılık oluyor bir düşünmek gerekir.
Biz sosyalist değerlere sahip olanlar olsun, en azından sosyal demokrat ve demokrat olan insanlar olsun, hatta insan haklarına saygılı insanlar olsun her şeyden önce tüm insanların yaşam ve insan haklarına eşitlik, adalet ve özgürlük ilkeleri ile yaklaşmakta, yaşadıkları ve çalıştıkları ülkelerde bu ilkeler çerçevesinde ve insanca yaşamaları için sonuna kadar mücadele etmekten kaçınmayız. Bizler bu ülkede çalışma izinleri ile yaşayan insanların ayırımcılık görmelerinin de karşısındayız, hatta kayıtsız yaşayanların sömürülmesine ve insanca koşullar altında çalıştırılmamaları için de mücadele etmekten kaçınmayız. Ülke dışından ülkemize gelip çalışacak insanların geldikleri ülkelerle ikili anlaşmalar yapılarak ve belli plan ve programlar çerçevesinde ülkemize gelebilmelerinin sağlanması için de çalışmalar yapıyoruz. Ancak bizlerin tüm bu yaklaşımları başka ülkelerin yönetimlerine bu küçücük ve imkanları kısıtlı ülkeye hükmetme ve onları yok sayarak kendi kendilerini yönetmelerine engel olma, ekonomik destek sağlanıyor diye onların her istediğini metazori yapma ve farklılıklarını yok etme hakkını vermemektedir. Hele hele ülkenin demografik yapısının giderek değiştirildiği ve nüfusunun dahi bilinmediği bir durumda yeni vatandaşlıklarla ülke vatandaşlarının görüşleri dahi alınmadan gündem oluşturma hiç ama hiç kabul edilemez ve esas ırkçılık bu ülkede yaşayan herkesi farklılıklarına saygı göstermeden aynılaştırmaya çalışmaktır.