Güzelyurt insanımızla daha fazla oynanmasın

Daha 1980’li yıllarda Sayın RRDenktaş %29+ toprağı kabul edip de Güzelyurt’un federal çözümün bir parçası olarak Kıbrıslı Rum’lara verileceğini uluslar arası topluma seslendirince, o gün bu gündür Güzelyurt’ta ne kamusal anlamda ne de özel sektör bağlamında Kıbrıs’ın kuzeyindeki diğer bölgelerimizle kıyaslandığında hatırı sayılır bir yatırım yapılmamıştır.

Daha 1980’li yıllarda Sayın RRDenktaş %29+ toprağı kabul edip de Güzelyurt’un federal çözümün bir parçası olarak Kıbrıslı Rum’lara verileceğini uluslar arası topluma seslendirince, o gün bu gündür Güzelyurt’ta ne kamusal anlamda ne de özel sektör bağlamında Kıbrıs’ın kuzeyindeki diğer bölgelerimizle kıyaslandığında hatırı sayılır bir yatırım yapılmamıştır.

Devletin en üst makamlarınca yapılan “Güzelyurt verilecek” açıklamaları ile kamu ve özel sektörün bölgeye ciddi anlamda yatırım yapmaması, Güzelyurt’a yerleşen ve büyük bir çoğunluğu da güney göçmeni olan insanlarımızın da giderek bu bölgeye konut dahil hiçbir yatırım yapmamasını ve hatta gençlerin bölgeden göçünü tetiklemiştir. Güzelyurt’tan dışa doğru yapılan göçlerin büyük bir kısmı ülke dışına doğru olurken başta Gönyeli, Lefkoşa ve Girne’ye doğru da iç göç yaşanmaya başlamış, yeni evliler hayatlarını Güzelyurt yerine adamızın diğer bölgelerinde kurmaya başlamışlardır. Bu durum bugün dahi artarak devam etmektedir. Hatta 1974 sonrası atalarının mezarlarını güneyde bırakarak kuzeye göç eden ve 30 yıl boyunca dini vecibelere göre ziyaretlerini dahi gerçekleştiremeyen Güzelyurt insanı, 1974 sonrası yerleştirildikleri Güzelyurt’un Kıbrıslı Rumlara geri verilecek olmasından ötürü ölülerini bile Güzelyurt yerine Lefkoşa’ya defnetmeyi tercih etmişlerdir.

2004 yılına kadar Güzelyurt verilecek algısı tüm topluma yansımışken diğer taraftan da “çözümsüzlük çözümdür”, “kanla aldık masada vermeyiz” türünden politikalarla federal çözümden uzak durmaya çalışanlar “bir karış toprak vermeyiz” ve “Güzelyurt verilemez” sloganları ile halkı hamaset ve mikro milliyetçilikle kışkırtmaya ve yanıltmaya devam etmişlerdir. Bu durum Annan Planı gündeme gelene kadar da devam etmiştir.

AKP’nin 3 Kasım 2002’de Türkiye’de tek başına iktidara gelmesi, 11 Kasım 2002’de Annan Planı’nın taraflara sunulması ve 14 Aralık 2003’te CTP-BG’nin DP ile koalisyon hükümetini kurması ile Kopenhag ve Lahey’de kaçırılan referandum hakkı yeniden kazanılmış ve 24 Nisan 2004 tarihinde referandumda Kıbrıslı Türkler Annan Planına %65 gibi yüksek bir oranda “Evet” demiştir. Güzelyurt bölgesi insanları ise yeniden yer değiştireceklerini bilmelerine rağmen adada çözüme %69 oranı ile en yüksek “evet” oranını gerçekleştirmişlerdir.

Referandum sonrası tüm adada büyük oranda inşaat patlaması yaşanır ve yatırımlar artarken Güzelyurt bölgesi bir kıpırdanma göstermiş olsa da istenen yatırımlara bir türlü kavuşamamış ve Güzelyurt’tan göçler devam etmiştir. Özellikle CTP-BG’nin Güzelyurt ilçesine dönük geliştirmiş olduğu “İktisadi Kalkınma Planı” projesi ve bu projeye bağlı olarak yapılacak olan turizm yatırımları maalesef “askeri atış alanı” engeline takılmış ve bir türlü çözülememiştir. Güzelyurt’un genişleme planına bağlı olarak ODTÜ Kalkanlı Kampüsü ile Akdeniz köyü arasındaki bölgeye yapılması düşünülen yeni konutlar ise alt yapılarının yapılmasına başlanmasına karşın bir türlü hayata geçirilememiş ve bu yüzden gençleri bölgede tutmak mümkün olamamıştır.
Olası bir çözümde Kıbrıslı Türkler olarak bizler için “Yönetim ve Güç Paylaşımı” ne denli önemliyse ve bu sorun Kıbrıs sorununun başlangıcı olarak da biliniyorsa ve bizlerin Kıbrıslı Rumlardan beklentimiz ortak federal devleti eşit bir biçimde yönetmek ve kurucu devletlerin eşitliği ve 2 bölgelilik ise, Kıbrıslı Rumların da beklentisi 1974 yılından beridir elimizde fazlaca tuttuğumuz toprakların bir kısmının geri verilmesi ve özellikle de Sayın RRDenktaş’ın 1980’li yıllarda kabul ettiği %29+ oranına dönmemiz ve Maraş’ın yanı sıra Güzelyurt’u geri vermemizdir. Üstelik Kıbrıslı Türkler bu duruma 2004 referandumunda “evet” de demiştir. Elbette Kıbrıslı Rumlar’ın “hayır” demesi ile yürürlüğe giremeyen Annan Planı bugün belki gündemde değildir ancak olası bir çözümde Kıbrıslı Türklerin toprak iadesi ve tazminatı da takaslarla birlikte güncelliğini korumaktadır.

Bu durumda özellikle 19-20 Temmuz 2011 tarihinde TC Başbakanı Sayın RTErdoğan’ın adayı ziyaretinde halka açık yaptığı konuşmasında “Güzelyurt verilmeyecektir” sözlerinin daha bir anlamlı olabilmesi için olası bir çözümde nerelerin verilebileceğini de açıklaması gerekmez mi? Yoksa 1974’lerden 2004’e kadar hamasi bir biçimde sarf edilen “bir karış toprak verilemez” sözlerine ve politikalara geri mi dönülüyor? Bu politikalar halkın duyguları ile oynamak ve geleceğini mikro milliyetçilikle şekillendirmek olmuyor mu? Ve en önemlisi “birleşik federal Kıbrıs” çözümünü destekliyoruz derken bu açıklamalar neye hizmet ediyor. Güzelyurt verilmeyecekse buna itiraz da edilmez eğer alternatif nerenin verileceği belirtilirse, yoksa kimse bu söylemlere ciddi bir biçimde inanmayacaktır.

Bu haber 213 defa okunmuştur
  • Londurali degil kibrisli   - 20.08.2011 Yanliz guzelyurt insani mi?.. Iade edilecek mallarda oturanlar nereye gidecek??. Tazminatlari kimler ve nasil odeycek?..Tabii ki vatandas cevap ister!.. bunlar bizim bilet paralari gibi gecistirilecek konular degil ki?..

:

:

:

: