Kıbrıslı Türklerin hassasiyetleri ve CTP-BG

FEDERAL ÇÖZÜM Kabile tarzı yönetilmeye karşı çıkan, ister iktidarda ister muhalefette olsun, Kıbrıslı Türkler için meclis içinde ve meclis dışında sosyal, ekonomik ve siyasal....

FEDERAL ÇÖZÜM

Kabile tarzı yönetilmeye karşı çıkan, ister iktidarda ister muhalefette olsun, Kıbrıslı Türkler için meclis içinde ve meclis dışında sosyal, ekonomik ve siyasal gelişme, ilerleme, yenileşme ve refah adına, etkili olmak için çalışan CTP-BG, Kıbrıs sorununa federal bir çözüm bulmaktan ve Kıbrıs’ta barış için her koşulda politika üretmekten vaz geçmeyerek hiç teklemeden ve gerilemeden sürdürdüğü bu yapısından ödün vermemiştir; vermeyecektir.

CTP-BG, Kıbrıs sorununun BM gözetiminde sürdürülen görüşmeler yoluyla iki toplumlu, iki bölgeli ve toplumların siyasal eşitliğine dayalı Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla çözülebileceğine inanmaktadır ve bunun için çalışmaktadır.

KIBRIS’IN STRATEJİK KONUMU
Kıbrıs adası coğrafi konumu nedeniyle yüz yıllardır sürekli olarak dünyanın dikkatini çekmektedir ve bölgeye hâkim olmak isteyen güçlerin sıçrama tahtası olarak kullanılmaktadır. Orta Doğu petrolüne ve ticaret yollarına hâkim bir konumda olması ve dünyanın geçmiş şekillenişi bağlamında Kıbrıs’ın askeri üs olarak kullanılabilmesi amacıyla, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki etnik farklılıklar başta olmak üzere her türlü farklılık da kışkırtılarak çatışmaya dönüşmesi sağlanmış ve iki toplumun karşılıklı güvensizlikleri ile beslenen bu çatışmalar Kıbrıs sorununu bugüne kadar çözümsüz bir biçimde ulaştırmıştır. Ancak, CTP-BG, enosisçi, taksimci, ayrılıkçı ve hegemonyacı tüm yaklaşımları reddetmektedir. Bugünkü süreçte de çözüm sürecine toplumsal dinamiklerin etkin katılımı savunulmalı, toplumlar arası teması engellemeye veya kısıtlamaya yönelik her türlü girişim kınanmalıdır.


TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜMÜ DESTEKLEMESİNİN ETKİLERİ
Türkiye’nin son yıllardaki özellikle komşuları ile sürdürmeye çalıştığı “sıfır sorun” politikalarını ciddi olarak önemseyen ve destekleyen CTP-BG, Kıbrıs sorununda Annan Planı döneminde Türkiye hükümetinin sürdürdüğü bir adım önde olma politikalarından bugün vazgeçilmesinin değil, bunun geliştirilmesinin gerektiğini savunmakta ve bu politikanın hem Kıbrıslı Türklere, hem de Türkiye’ye katkı getireceğine inanmaktadır. Türkiye’nin o dönemde sürdürdüğü çözüm politikasının Kıbrıslı Türklere, hatta Kıbrıslı Rumlara ve Yunanistan’a şovenizmden kurtulma ve bölgesel barış için düşünme dinamiğine getirdiği katkıları da göz ardı edilemez.

Bunun Türkiye’ye Kıbrıs’ta çözüme verdiği destekten ötürü de kazanmış olduğu güçle BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi, AKPA başkanlığını kazanması, Avrupa Konseyi Bakanlar Konseyi dönem başkanlığı yapması, İKÖ Genel Sekreterliğini yürütmesi, bölgenin ve dünyanın ekonomisi istikrarlı büyüyen ve dünya ekonomik krizinden az etkilenen ülkeler arasında yer almasının avantajlarını getirdiğini de hiç göz ardı etmemek gerekmektedir.

Bu politikanın aynı zamanda Türkiye’nin kendi içinde demokratikleşmeye yaptığı pozitif katkı ve sağladığı enerji de son derece önemlidir. Aynı şekilde, yapısal, hukuksal ve demokratik sorunlarına karşın Türkiye’nin AB sürecinin önünü açtığı ve önüne çıkartılan çeşitli sorunları aşmasının en önemli aracı olduğunu da hiç göz ardı etmemek gerekmektedir. Çözüm politikası ve Kıbrıs Türk halkının referandumda “evet” demesi Kıbrıslı Türklere de AKPA’da 2 sandalye ile temsiliyet ve üyelikle gözlemci ülke arasında özel bir statü kazandırmıştır.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı, Türkiye’nin Kıbrıs sorunu konusunda son yıllarda takındığı çözümü destekleme ilkesinden vaz geçmemesi hatta bunu pratikte de daha ileriye taşıyarak, dar milliyetçi kıskaçlardan kurtulup çözümün gerçekleşmesini sağlaması hem Türk halkı, hem Kıbrıs Türk halkı hem de tüm paydaş olan halklar için oldukça önemlidir ve bu çözümün dünya barışına da yapacağı katkı ile tüm dünyadaki sorunlu bölgelerin sorunlarının çözümlenmesi doğrultusunda örnek olacağı açıktır.



KKTC-TC İLİŞKİLERİ
Bir diğer konu bağlamında, KKTC olarak Türkiye ile ilişkilerimizin düzeyi her zaman tartışma konusu olagelmiştir. Ayrıca, Türkiye ile ilişkilerin tam anlamıyla yatay bir düzleme taşınması şu ana kadar maalesef mümkün olamamıştır. Bunun temel sebebi de Kıbrıs sorununun çözümsüz olması ve çeşitli nedenlerle ekonomik olarak Türkiye’ye bağımlı olmamızdır.

Buna karşın, günümüz koşullarında gelinen noktada Türkiye ile ilişkilerin karşılıklı saygıya ve empatiye dayalı ve mümkün olduğunca en üst yatay bir ilişki biçimine sahip olmak için çalışmalıyız. Kimse üzerinde tahakküm kurmamak ama tahakküm altına da girmemek konusunda yukarıda vurguladığımız ilkemiz burada da geçerlidir. Gerek dış, gerekse iç politik sorunlarda, kendimizle ilgili kararları elbette ki biz vereceğiz. Ancak bu kararlar, rasyonel, sürdürülebilir ve uygulanabilir olmalıdır ki “dış müdahale” olmasın.

Tüm bunlara ek olarak, sırası geldiğinde Türkiye’nin bizler adına aldığı kararlara ilişkin ve sarf ettiği söylemlere karşı uluslararası alanda tepki koymak gerekiyorsa bu tepki de çekinilmeden konmalıdır. Buradaki amaç, Kıbrıslı Türklerin ülkeleriyle ilgili konularda öncelikle söz sahibi olduklarını hatırlatmak, Kıbrıs’la ilgili alınacak kararlarda Kıbrıslı Türklerin görüşlerini aktarmak ve Türkiye ile olan ilişkilerimizi yatay bir ilişki zemininde tutmaktır. Bu durum, Kıbrıs’ın kendine özgü koşullarını anlama bakımından Türkiye’nin de yararına olacaktır. Kıbrıslı Türklerin kendi ülkelerinde özne oldukları her fırsatta ve her platformda hatırlatılmalıdır. Bu bağlamda, Kıbrıslı Türklerle Türkiye ilişkileri devletten devlete, iki eşit tarafın karşılıklı saygı, yarar ve dayanışma temelinde olmalıdır.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
Bir ülkenin sürdürülebilir kalkınması; o ülkenin halkının, kişisel ve toplumsal gelişmesine bağlıdır. İnsan yetiştirme yoluyla geliştirilen ve toplumsal davranışlarla da kullanım amacına uygun olan yeni değer yargıları, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak bakımından son derece önemlidir. Kalkınma, sadece maddi gereksinimlerle ilgili olmayıp, insanların toplumsal koşullarının geliştirilmesi ile de ilgilidir.

Buradan hareketle CTP-BG insan yetiştirme anlayışını, toplumsal dönüşümün sağlanmasında, demokratik ve özgürlükçü toplumların yaratılabilmesinde; sosyal sınıflar ve kültürler arasında adalet ve kaynaşmayı sağlamada bireylerin diğerlerinin, siyasal ve etnik kimliklerine, cinsiyetine, toplumsal sınıflarına ilişkin önyargılardan uzak ve birbirlerini “öteki”leştirmeyen bir bakış açısına göre şekillendirmektedir. Bu anlayış ışığında CTP-BG, insan yetiştirme düzeninin odağına; demokratikleşme ve insan haklarını koymaktadır.

Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişin sürdüğü dünyamızda; tüm sektörlerin de yeni şartlara uyum sağlama ihtiyaçları kaçınılmazdır. Bunu ele alırken her şeyden önce ülkemizin bir ada ülkesi olduğu gerçeği dikkate alınmalıdır. Bu yüzden hizmet sektörünün etkin ve önemini dikkate alarak bu stratejik bakış açısı ile kamu, üniversite, turizm, ticaret, finans, tarım, hayvancılık, sanayi, denizcilik, havacılık, haberleşme, kara ulaşımı, sağlık, spor, sanat, kültür ve bilişim gibi tüm sektörlerin paydaşlarıyla birlikte, sinerji üreten bir iletişim ve işbirliği modelini ortaya çıkarmak oldukça hayati ve önemlidir.

Yatırım ikliminin cazibesini geliştirmek ve bürokratik engelleri azaltmak, ayrıca ülkemiz sermayesinin yatırım kapasitesini artırmak ve yabancı sermayeyi uygun alanlara çekerken ülkemizdeki yatırımcılarla ortaklığı öne çıkarmak ve teşvik etmek görevimizdir. Finans alanındaki düzenlemelerle birlikte adaleti sağlamak maksadı ve eşit rekabet koşullarını ilerletmek ayrıca sosyal adalet temelinde sağlıklı gelişmeleri sağlamak için, hem ülke ekonomisinin her alanda kayıt altına alınması hem de sağlıklı bir vergi politikasının yaşama geçirilmesi, hedeflerimizin önde gelenleri arasında olmalıdır.
Bu haber 144 defa okunmuştur

:

:

:

: