Yerli Pontius Pilatus’lar

BÖLGEMİZ KAYNARKEN Türkiye-İsrail ilişkilerinin etkisiyle Akdeniz’in doğusunda sular ısınırken son günlerde; “Arap Baharı”nın etkileri yaşanırken Orta Doğu’da son aylarda;

BÖLGEMİZ KAYNARKEN
Türkiye-İsrail ilişkilerinin etkisiyle Akdeniz’in doğusunda sular ısınırken son günlerde; “Arap Baharı”nın etkileri yaşanırken Orta Doğu’da son aylarda;

küresel ekonomik kriz giderek AB ülkelerinde derin yaralar açmaya devam ederken;

Libya’daki gelişmelerle Muammer Kaddafi dönemi de sona ererken;

Türkiye ekonomik istikrarını siyasi kararları ile sürdürmeye ve bölgede en etkin güç olmaya devam ederken;

1 Ekim tarihinde Kıbrıs’ın güneyinde gaz rezervleri için sondaj çalışmalarına başlanacağı açıklanırken ve buna Türkiye’nin tepkileri sürerken;

Suriye’de bir türlü dinmeyen olayları yaşarken;

Türkiye’de “Kürt Sorunu” maalesef demokratik yollarla çözülemezken ve “Yeni Demokratik Anayasa” tartışmaları gündemdeki yerini korurken;

“Sayın Erdoğan’ın 19-20 Temmuz’da KKTC’yi ziyareti sırasında yapmış oldukları söylemler etkisini hala daha hissettirirken;

TC Büyükelçisi Sayın Akça’nın KKTC ile ilgili raporunun tartışmaları sürerken;

ve hepsinden önemlisi “Kıbrıs’ın kuzeyindeki yerli “Pontius Pilatus”lar sözde hükümet etmeye devam eder ve kanun gücünde kararnameler ve parmak sayısı demokrasisi ile ülkeyi sözde yönettiklerini sanarak halka rağmen halka karşı politikaları hayata geçirmeye çalışırken;

belki de bizler için demokrasi ve var oluşla birlikte esas sorun olan Kıbrıs Sorununun çözüm müzakere sürecinde geri sayım başladı sayılır New York’a doğru.



GÖRÜŞME SÜRECİ
23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 anlaşmaları çerçevesinde 3 Eylül 2008 tarihinde Talat ve Hristofiyas arasında başlayan ve yoğun bir biçimde süren görüşmeler, özellikle Eroğlu’nun CB seçilmesinden sonra Eroğlu ile Hristofiyas arasında tamamen açık uçlu olarak ve belirsiz biçimde ilerlemiş, bu nedenle de taraflar bu süreçte ilk kez 18 Kasım 2010 tarihinde Genel Sekreter Ban tarafından New York’a davet edilmişlerdi.

Maalesef her iki lider de müzakerelerden sonuç almak yerine daha çok kendi pozisyonlarını “geri adım” atmadan ve karşı tarafın kaygılarını ortadan kaldıracak şekilde yeterince yapıcı öneriler ortaya koymadan, özellikle de “uzlaşmaz taraf” olarak nitelendirilmemek amacıyla masadan kalkmamayı hedef olarak koyup görüşme masasında yer ve görüşme sürecinde de zaman işgal etmeye devam ediyorlar.

Özellikle Hristofiyas’ın tutumundan kaynaklanan zaman tahdidi ve hakemlik istememe duruşu ise görüşme masasındaki BM rolünü gözlemcilik ve not tutuculukla sınırlandırmakta, çözüme ve hatta yakınlaşmaya yönelik öneri dahi sunmasına engel olunmaktadır. BM ve Ban bu durumdan artık rahatsız olmuşa ve müzakereleri farklı bir seyir ve zemine aktarma istemine yönelmişe benziyor ki en son 2 ay önce yapılan Cenevre buluşması sonrasında alınan New York’ta görüşme kararı ve yıl sonuna kadar bir uluslar arası konferans beklentisi bu anlamda kullanılabilecek önemli bir dönüm noktası olarak görülmektedir.

Kıbrıs Sorununa kalıcı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması amacı ile 1968 yılında Beyrut’ta başlatılan müzakereler 43’üncü yılını da doldurmak üzeredir.

O yıldan bugüne gelinene değin toplumlar arasında görüşülmedik hiçbir konu kalmamıştır denilebilir. Sorunun başlangıcını 1963 olarak alırsak eğer, o günden bu güne kadar Kıbrıs’ta konjoktürel olarak bir çok farklı durum ortaya çıkmıştır ancak hemen hiç değişmeyen bir biçimde sorunun özü ve çıkış nedeni olarak duran “yönetim ve güç paylaşımı” konusu öneminden ve değerinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Yönetim ve Güç paylaşımı konusundan gayrı bu gün mülkiyet konusu da en zor konulardan biri haline gelmiştir 1974’ün üzerinden geçen 37 yıldan sonra.

Değişen koşullardan biri de AB konusudur ki bu konu ile birlikte Garantörlükler konusu da farklı bir seyir halini almıştır.

2 bölgelilik, 2 kurucu federe devlet olguları ve birleşik federal bir devlet yapısı Kıbrıs sorununun çözümünde 1968’lerden bu güne farklılaşan boyutlardır belki ama özellikle 1977-79 doruk anlaşmalarında ortaya konan 2 bölgeli, 2 toplumlu federal Kıbrıs olgusu özünü korumaya devam etmektedir.

Bunun ötesinde 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 tarihlerinde Talat ile Hristofiyas arasında varılan mutabakat da bu olguları yinelemiş, ilaveten tek uluslar arası kimlik ve tek egemenlik konularını da gündeme taşımıştır.

Bütün bu olumlu ortak gelişmelere rağmen 2010 yılı mayıs ayından bu yana liderler zamanı bonkörce kullanmışlar ve 2 toplumun çözüme olan inançlarını zayıflatmaya dönük davranmışlardır. Masadan kalkmamışlardır belki ama masadan kalkmamak çözüme ulaşmak için değil de suçlanmamak veya karşı tarafı masadan kaçırtmak amacı ile kullanılmıştır denilebilir.


UMUDUMUZ ÇÖZÜM VE BARIŞ
Geldiğimiz süreçte ve New York öncesinde artık bilinmelidir ki Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakmak ya da kalıcı bölünmelere yol açmak yalnızca Kıbrıs halkları için değil bölgemizdeki Orta Doğu halkları, Türkiye ve Yunanistan halkları ve hatta AB için de hiç ama hiç olumlu sonuçlar ortaya çıkarmayacaktır.

Özellikle de Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerildiği son günlerde; Filistin-İsrail ilişkilerinin normalize olamadığı bölgemizde; “Kıbrıs Cumhuriyeti Münhasır Ekonomik Bölgesi” ilan edilen alanda gaz rezervleri sondaj çalışmalarının başlayacak olmasından dolayı gerginleşen ilişkilerde ve daha birçok Orta Doğu sorununda belki de Orta Doğu’da barış için bir umut olabilecek Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde artık özlediğimiz Birleşik Federal Kıbrıs’a ulaşmak bizler için hayati olduğu kadar bölge halkları için de büyük bir motivasyon olabilecektir.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı başta Kıbrıslı liderlere olmak üzere, garantör ülkelere de çözüme ulaşılması konusunda büyük görevler düşmekte, BM’nin de aktif bir biçimde uluslar arası toplumu sürece çözüm bulunması konusunda motive etmesi ve katması da artık kaçınılmaz olmaktadır New York ile birlikte.

Özellikle Kıbrıslı Türkler olarak daha fazla çözümsüz bir sorunla yaşamak istemediğimizi tüm dünyaya duyurmalı ve çözümü zorlamalıyız. 2011 yılının son çeyreğinden en büyük beklentimiz ve dileğimiz budur Kıbrıs ile ilgili olarak. Ve bu bizim için yaşamsal öneme sahiptir.
Bu haber 121 defa okunmuştur

:

:

:

: